5 Mayıs 2020 Salı

Futbolcu sendikası röportajları (7) - HDP PM üyesi ve eski futbolcu Barış Karabıyık


Gazete Duvar için 1 Mayıs'a özel hazırladığım dosyada sekiz isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla iki saatten fazla görüştüm, hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. Bu kez soruları ekleyemedim maalesef, burada sadece cevapları var...


Futbolcuların bir sınıf oluşturduklarını düşünmüyorum ama belki özellikle küçük bir futbolcu gurubunun yaşadığı lüks hayat düşünülünce, burjuva sınıfına dâhil oldukları düşünülebilir. Ancak Türkiye’de ne kadar bir burjuva sınıfı var o ayrı bir tartışma konusu.

Kulüp başkanları kendi yaşamları içinde “kapitalist” olabilirler belki ama futbol içinde kulüp başkanları doğrudan maddi çıkarlar elde etmek için yer almazlar. Daha çok Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre ilk dört basamağa sahip olmuşlar ve son basamak olarak “kendilerini tamamlamak” adına futbola para harcayan insanlardır.

Kulüp yöneticileri ve futbolcular arasında klasik boyutta bir emek – sermaye ilişkisi yoktur. Çünkü, arada çok güçlü ve belirleyici bir yapıya sahip olan taraftar vardır. Bir başkan ticari anlamda bir kulübün tüm hisselerine de sahip olsa, hiçbir başkan taraftara rağmen o kulübe tamamen sahip olamaz. Yönetici futbolcu arasındaki ilişkinin dozunu yönetimden daha çok taraftar belirler.

Kulüp ve futbolcu arasındaki sözleşme iki tarafın haklarını koruyan, arz - talep çerçevesinde oluşan bir anlaşmadır. Taraftar da hem bu sözleşmenin asıl talepçisi hem de bu sürecin asıl denetleyicisidir. Hukukun uygulanmasını savunmak ilkesel bir gerekliliktir. Dolayısıyla futbolcu çok para kazansa da sözleşmeden doğan hakkını alamıyorsa bu “amasız, fakatsız” bir mağduriyettir.

Nabzın 220-230 olduğu, tansiyonun zaman zaman 22’lere çıktığı, 50 bin kişinin önünde baskı altında üretken olmak zorunda kaldığın bir iş bu… O paralar öyle dışarıdan göründüğü kadar kolay kazanılmıyor… Ne var ki aynı emeği ortaya koyan diğer bir futbolcu ise o paraların yanından bile geçemiyor. Kendisine bir hayat kuramamış, yoksulluk içinde birçok futbolcu tanıdığım var.

Toplumsal olaylar karşısında, futbolcuların çok ciddi bir siyasal birikime ve gerektiğinde ezber temelli olmayan, gelecek kaygısı gözetmeden, tamamen insani temelde tavır koyabilme cesaretine ihtiyaçları var. İşte bu anlayışla kurulabilecek bir sendika sadece futbolcuların değil tüm spor branşlarının ihtiyaçlarına cevap verebilir. Eski bir sporcu olarak bunun düşüncesi bile doğrusu bana heyecan veriyor.

Ancak futbol ya da bir başka spor branşında sendikalaşmak için maalesef sadece sporcunun sendikal birikimine sahip olması ya da gelecek kaygılarından uzak barışçıl tepkiler ortaya koyabilme cesaretleri tek başına yeterli değil. Ne yazık ki sendika olmanın hakkını veren birkaç sendikayı tenzih etmek koşuluyla, son yıllarda Türkiye’de kurulan bir çok sendika, bazı siyasi partilerin birer alt örgütlenme etkinliği şeklini aldılar.

Şimdi futbolda ya da sporda sendikalaşma fikri bana ne kadar heyecan veriyorsa, bu sendikalaşma fikrinin futbol insanı olarak liyakatine her zaman inandığım ve teknik anlamda futbolun konuşulduğu her yerde futbol bilgisini sonuna kadar savunduğum ama ne yazık ki dünya görüşü olarak görüşlerini hiç benimsemediğim, UEFA kupasını Mehmet Ağar’ın kızına atfeden Fatih Terimden gelince, bir o kadar da endişeleniyorum.  Kurucularının Fatih Terim, Arda Turan, Burak Yılmaz ya da Rıdvan Dilmen vs. olduğu bir sendikanın batıda ya da doğuda alt liglerde mücadele eden sporcuların dertlerine ne kadar derman olacakları ya da onların dertlerine ne kadar hâkim oldukları konusunda ciddi şüphelerim var. Bahsettiğim bu isimler partili cumhurbaşkanlığı referandumunda “Büyük Türkiye(!)” için “evet” çağrısında bulunan videolar çekip, kampanyalar düzenliyordu. O Büyük Türkiye(!) bugün şu salgın döneminde bile şalterleri indirip vatandaşına 15 gün süreyle bakamayacak durumda. Ve ben aynı isimlerden bir kez bile bir özeleştiri duymadım. Bununla ilgili bir videoyla kendilerine çağrıda da bulunmuştum ama ne yazık ki tıpkı benim çağrımın göz ardı edildiği gibi Anadolu’daki sporcunun ihtiyaçlarının da bu akılla kurulacak bir sendika tarafından göz ardı edileceğine dair çok ciddi kaygılarım var. Mesela “amasız, fakatsız” Amedspor’un, Cizre’sporun oyuncularının ve teknik heyetlerinin yaşadığı sorunları böyle bir akılla kurulacak sendikanın çözmekten çok derinleştireceğini dair şüphelerim var. Bu sebeple sendika fikrinin anlam kazanabilmesi için bu fikrin ve oluşumun sporun tabanından gelmesi çok önemlidir. Bu bağlamda başta ben olmak üzere, futbolda her lig kademesini görmüş, demokrasi ve barıştan yana futbol insanlarının kendisini eleştirmesi ve bu sendika fikrine bizzat sahip çıkarak hayata geçirmesi gerekmektedir.

Peki bahsettiğim ikinci gurup akıl sendika kurarsa bir çok sorun çözülür mü? Açıkçası çözüm için bir irade ortaya çıkar ama gel gör ki iktidar yandaşı olmadığın sürece ne sendikanın ekonomik ayaklarının oluşması için bürokrasi aşılabilir ne de sendikaya üye olan sporcuların bu ülkede terörist ilan edilmeyeceklerine dair bir garanti verilebilir.

Elbette ilkesel olarak bu kaygılar futbolda ya da sporda sendikalaşmanın önüne geçmemeli ancak sadece tabela anlamında kurulacak bir sendikayla da bu alandaki boşluğun doldurulmasına da izin verilmemelidir.

Bugün ülke futbolunun her kademesinde Trabzonspor’lu eski futbolcular var. Milli takımların alt yapıları en az 10-15 senedir böyle. Peki, ne başarıları var bu arkadaşların? Kimse kusura bakmasın, bunlarla Fatih Terim de çalıştı. Bu ülke kaç milli takım teknik direktörü gördü ama o arkadaşlar hep orada. Kişilerde ısrarcılık veya liyakatten yoksun, tamamen yandaşlık ilişkisiyle oluşturulan hiçbir alandan istenen başarıyı almak mümkün değildir.

Sendikayla birlikte kazanılacak olan “tek tip profesyonellik sözleşmesinin” maddelerinde yapılacak değişiklikler, grev hakkı gibi konular –ki Diyarbakırspor’da oynadığım yıllarda arkadaşlarımla birlikte bir günlük bir grev kararı almış, uygulamış ve neticesini almıştık- çok değerlidir. Aynı zamanda sendikaların, kulüpleri tarafından mağdur edilen oyuncuları en azından bir süre desteklemek gibi bir misyonu da olmalıdır. Peki ama bütün bunların kaynağı nasıl oluşacak. Kulüpler en azından tek tip profesyonellik sözleşmesi kapsamında değişiklikleri ön gören bir toplu sözleşmeye imza atacak mı? Futbol Federasyonu, sendika üyelerinin aidat ödemeleri noktasında bir rol alacak mı? A sendikası ya da B sendikasına üye olan oyuncular federasyon ve kulüpler nezdinde bir ayrımcılığa uğrayacak mı?

Çok acı ama bu ülkenin bir spor insanı ve siyaset alanında mücadele eden bir bireyi olarak maalesef bu soruları sormak zorundayım. Bu bağlamda Türkiye’de tam anlamıyla işlev görecek bir futbolcu sendikasının oluşumunu veya devamlılığını zor görmekle birlikte bunun sendikalaşma önünde bir engel teşkil etmesine izin vermeden var gücümüzle sendika kurulmasının denenmesi taraftarıyım.

Tribündeki taraftar bilmez ama Anadolu takımlarında futbolcular, sözleşme imzalatırken masaya silah konmasından tutun maç esnasında kale arkasına gelerek kaleciye silah göstermeye; soyunma odasına maytap vb. patlayıcılar atmaktan tutun soba deliğinden kaynar su dökmeye; kullandığınız tuvaleti pislikle doldurmaktan tutun, soyunma odasının her yerine gaz yağı dökerek nefes alınmaz hale getirmeye; otobüsten inerken taşlanmaktan tutun çıkış tünelinde gözün karanlığa alışıncaya kadar dayak yiyerek sahaya ağzın burnun kan revan içinde çıkmaya kadar her şey yaşarlar.

Bunlar, kulüplerin ve taraftarların futbolcuya yaşattıkları. Bir de futbolcunun futbolcuya yaşattıkları vardır. Siz alacaklarınız için mücadele edersiniz A kulübünde bir kaptan çıkar toplantıda başkana methiyeler düzen bir şiir okur. Siz ikinci taksiti almanın mücadelesini verirsiniz sizi öne sürenler el altından 5. Taksiti alır. İşte o yüzden söylüyorum. Futbolcunun öncelikle siyasal ve sendikal bir birikime ihtiyacı var ve sendika kurulmadan önce futbolculara bu bilincin nasıl verileceğine dair bir kafa yorulması da gerekiyor.

Eren Derdiyok diye bir futbolcu oynadı Galatasaray’da. Kürt meselesinde geçmişte tavır aldığı bilinen bir futbolcu ve babası bildiğim kadarıyla eski bir sendikacı ama Türkiye’de çocukcağız hiç konuşmadı…

Ben Adanalıyım, Diyarbakırspor formasıyla 1993-1994 sezonunda Van’da taşlandım. Van’ın sosyolojisi, demografisi biraz daha farklıydı o yıllarda. Bir futbol takımıyız sonuçta. Binlerce taraftar bize “PKK dışarı” diye bağırıyordu. Mesele coğrafyanın kendisi değil, mesele coğrafyaya hâkim olan düşünce. Yani adın Amedspor olmuş ya da Diyarbakırspor olmuş, şehir Van olmuş ya da Bursa olmuş, bu çok önemli değil, mesele insanın kendisi, mesele eğitim, eğitim derken diplomanın derecesine bağlı bir eğitimden bahsetmiyorum, çoğulculuğun ve barışın yaşam bulduğu bir felsefi eğitimden bahsediyorum.

Aradığımız kapitalizm tam da alt yapı anlayışında mevcut… Süperliğe futbolcu veren kulüp sayısı birkaç tane… Eskiden şehir takımlarının yüzde 70’i yerel oyunculardan oluşurdu. Bugün futbolcu yetiştirme konusunda öne çıkan üç büyükler, Altınordu vb. Anadolu kulüpleri tamamen şirket mantığıyla yönetiliyor. Alt yapı yönetim modellerinde zerre kadar duygu yok. Geriye kalan Anadolu kulüplerinin de alt yapı geliştirecek ekonomileri yok. Büyük takımların kurduğu futbol okulları da kar amaçlı. Futbol okullarında çalıştım. O yüzden hâkim olduğum bir alan. Şu anki mevcut haliyle tabiri caizse hayal satıyorlar. Bu tip kulüpler, futbol okullarını daha çok alt yapılarını finanse etmek için kullanıyorlar. Heer yıl isim hakkı adı altında aldıkları oldukça yüksek senelik aidatlara ek olarak binlerce antrenman ekipmanları satarak ve yılda iki kez kamplar düzenleyerek milyonlarca liralık bir sektör oluşturuyorlar.

Amedspor gibi, bir spor kulübü olduğu kadar da bir felsefeye sahip bir kulüp, bölgede kuracağı futbol okulları ve okulları bağlayacağı bir futbol akademisiyle baştan beri bahsettiğimiz, demokrasi ve barış eksenli, gelecek kaygısını ötelemiş sporcular yetiştirme konusunda çok önemli bir görev alabilir ve almalıdır.

Messi, Ronaldo gibi dünya yıldızları, henüz bu kadar büyük ekonomilere sahip olmadan önce de Filistin gibi insani konularda gelecek kaygısı gözetmeden veya Yahudi lobisinden çekinmeden tavırlarını her zaman koyabilmişlerdir. Bahsettiğim böyle bir anlayışla yetişen sporcuların kuracağı bir sendika hayal etmek güzel değil mi?

Bosman bence bir devrim… Bosman kurallarından önce futbolcular alınıp satılan birer maldı.  O kurallar 95-96 sezonunda getirilseydi, o sezon kazanacağım parayla ömür boyu aileme bakabilirdim. Sadece benim üzerimden 1’e 300 kazanan kulüpler oldu.

Bosman benim gözümde bir kahraman, insan hakları açısında çok önemli bir şey yaptı. Futbolculara çok önemli haklar kazandırdı ama bu olurken kulüpler de bir şey kaybetmedi. Sadece profesyonellik sözleşme anlayışı değişti o kadar.
Eskiden futbolcunun görünürlüğü azdı. Bu da başkanların eline fazladan bir güç veriyordu. Mesela benim oynadığım dönemde bir kulüp başkanı otelinin ikinci katından bir oyuncuyu aşağı attı ve bir diğerinin burnunu kırdı. Bu tip başkanlar hala var ama artık onların karşısında sosyal medya denen çok güçlü bir aygıt var. Sosyal medya belki de tarihin en önemli icadı diye düşünüyorum.

Anadolu kulüplerinin maçları yayınlanmak suretiyle ekonomik olarak güçlenebilir ama yayın dediğin şey arz ve talep ilişkisiyle doğrudan bağlantılı. Maçın izlenmesine talep olacak ki yayıncı kuruluş bu maçı izletsin ve kulüp gelir elde etsin. Alt liglerdeki takımların sürekli gelir elde etmelerinin yolu açılmadıkça kaliteli oyuncular çıkarmak hayalden öteye geçmez.

Futbolcu sendikası röportajları (6) - Doç. Muazzez Şaşmaz Ataçocuğu


Gazete Duvar için 1 Mayıs'a özel hazırladığım dosyada sekiz isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla iki saatten fazla görüştüm, hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. Bu kez soruları ekleyemedim maalesef, burada sadece cevapları var...

https://www.gazeteduvar.com.tr/spor/2020/05/01/futbolcu-somuruluyor-dovuluyor-oy-hakki-da-yok/


90 kuşağı farklı bir futbolun içine doğduk. Tsubasa’larla büyüdük. Bugünün futbolcularında psikoloji farklı... Alt liglerden üst liglere yükselenlerin psikolojileri farklı…

Metin Kurt'la tanıştım. Onunkisi hakiki bir hak arayışıydı. Gerçek bir dayanışmayı sağlamaya çalışıyordu. Dünya görüşü nedeniyle çok şeyi elinin tersiyle itmiş bir adamdı. Yine de yapmak istediğini belli ölçüde yaptı.

Fatih Terim iyi ki bağırdı, haksız da değildi. O yüzden güçlü ya… Sadece futbol adamlığından bahsetmiyoruz. Empati kurabilen, futbolcusuna sahip çıkabilen biri…

Futbolcular sendika konusunda konuşamıyorlar. Farkında değiller ki konuşsunlar.
Sosyal medya araçları onlara daha rahat konuşma imkanı verdi ve daha bilinçli futbolcular görüyoruz ama sendikadan haberdar değiller. Sendika onlar için ürkütücü bir kavram. Spor camiasının içindekiler de bilmiyorlar. Ne yapacaklarını da bilmiyorlar. Çabalar küçük çaplı eylemle olarak kalıyor. Çünkü yukarıdan destekleri yok. Lidere, yönteme ihtiyaç var...

Taşın altına elini sokması gereken insanlar ya gerekliliğini anlamıyorlar ya da gönülden ilgilenmiyorlar. Güçlü futbolcular ve antrenörler aşağıdakilere el uzatmalı, aşağıdakiler yukarıya uzanamazlar, çünkü onlar günü kurtarmanın çabasında… Emekleri sınırlandıran bir sürü talimat maddesi var. Yukarıdan destek lazım.

Spor Emek Sen’in 2020 Ocak ayına göre 29 üyesi var. Bir ara 11’e düşmüştü.
Bazı sektörlerde sendikalar güçlüdür ama sporda sendikacılığın bunun çok gerisindeyiz. Futbol-Sen uzun zamandır yok, ne yapıyolar bilmiyorum, TÜİK verilerinde görünmüyor.

Alt liglerde düşük paralara oynayanlar da var, çok kazananlar da var, onun verdiği özgüvenle konuşanlar var. Eskiden böyle değildi transfer daha zordu. Daha farklı başkan tipleri vardı. Alt liglerde farklı başkan tipleri görüyoruz. 80 sonrası doğumlu genç ve okulu başkanlar var. Nesil farkının getirdiği şeyler var.

Alt liglerde sözleşmeye en düşük ücret olarak asgari ücreti yazıyorlar. Ama gerçekte futbolcular asgari ücretle çalışmıyorlar. Sözlü olarak anlaşılan bedel yansımıyor çoğunlukla. Alt liglerde istihdam açısından rekabet çok daha fazla. Sözleşmeler kulüplerin isteklerine göre şekilleniyor.

Son 10 yılda profiller değişti. 10 yıl önce sendikadan bahsedemezdik. İyi kötü bir şeyler değişiyor, sonuç veriyor ama çok yavaş. Kulüplerde kökleşmiş insanlar gidiyor, yenileri geliyor.

Futbolcu kaçırmalarını hatırlarsınız. Tarık Daşgün örneği vardır. Bir anda şöhretli olup alt liglere düşenler var, sendika onlara da ihtiyaç... Milyon dolarlar kazananların da farklı farklı konularda birliğe ihtiyaçları var. Sınıfdaşlık bilinci gerekiyor. Fenerbahçe otobüsünü kurşunlanması olayı mesela… Bu bir daha yaşanmayacak diye bir şey yok.

Alt liglerde bıçaklı, silahlı olaylar da yaşanıyor.
Orada olanları medya duymuyor, duysa da haber değeri olmadığı için vermiyor.

Amatör ligler istihdam alanı haline gelirken sorunlar doğdu. Orada da kayıtdışı ekonomi var. BAL 3. Lig ayarında. Amatör ama yaş sınırlaması var. Amatör ama profesyonel liglerdeki gibi kurallarla düzenlenmiş.

2016’da genişletildi. Alt liglerden kaç oyuncu milli takımlara yetişti, sayıya bakmak lazım. Kontenjan değişimi bence amaca ulaşmadı. Yaş sınırı çok kişiyi mağdur etti.

Dünyada emeğin özgürleştiği bir dönemde burada sınırlama getiriliyor. Bırakın madem serbest piyasa ekonomisi içinde bu, herkesin yeteneğiyle ayrılsın. Kontenjana takılan futbolculardan bazıları işsiz kaldı, bazıları devam etmek için düşük ücretlere razı olmak zorunda kaldılar. Sendika olmadığı için o süreçte futbolcular söz haklarını kullanamadılar.

Evet büyük futbolcular büyük paralar kazanıyorlar. Ama büyük kulüplerin de büyük eziyeti var. Çok para kazananlara kızıyorsunuz ama aşağıyı da dinlemiyorsunuz ki.  

Avrupa’da sendikalar psikolojik destekten tutun da, kariyeri sonrası iş hayatına, eğitimine kadar, hukuki desteğe kadar bir çok konuda futbolcuların yanında…

Normalde sendikaların böyle misyonları yoktur ama bu kadar özgün bir sektörden bahsediyoruz. Bu sektörde bazı gereklilikler var. Psikoloji de bunun içinde…

Kısa dönemde şaşalı bir hayat yaşasalar da bir gün biteceğini biliyorlar. Etrafında kariyerini yönlendirecek kimseyi bulamadığından harcanmış, başkanlarının transfer politikası nedeniyle kariyeri engellenmiş futbolcular var.

Bu toplumun yapısına bütüncül bakacak insanlar lazım. Futbolumuz da kültürün bir ürünü. Burada sosyologa da ihtyaç var. Çalışma ekonomisi uzmanlarına da ihtiyaç var. Düzene dair şeylerin sorgulanması gerekiyor.




Futbolcu sendikası röportajları (4) - Göktürk Aslan (TPFD)


Gazete Duvar için 1 Mayıs'a özel hazırladığım dosyada sekiz isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla iki saatten fazla görüştüm, hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. 

https://www.gazeteduvar.com.tr/spor/2020/05/01/futbolcu-somuruluyor-dovuluyor-oy-hakki-da-yok/



Futbolcu hakları konusunda hala ciddi sorunlar var. Özellikle alt liglerde, alt yaş kategorilerinde, kadın futbolunda, taşrada maçları yayınlanmayan, medyanın ilgilenmediği küçük kulüplerdeki futbolcuların sorunları var… Antrenörlerin de öyle… Bir dernek var ama yapabildikleri sınırlı, sendikalar da var ama varlıkları yoklukları belli değil… Fatih Terim de geçen ay salgın sebebiyle maçların seyircisiz oynatılmasına tepki göstermişti ve futbolcuları sendikalaşmaya çağırmıştı, böylece
  sendika konusu gündeme geldi. Bundan önce de Fenerbahçe otobüsünün Trabzon’da kurşunlanması olayıyla gündeme gelmişti. Ne zaman Türkiye’de bir kriz yaşanıyor, sendika konusu da o zaman gündeme geliyor, sonra da gündemden düşüyor. O yüzden merak ediyorum. Gerçekten sendikaya ihtiyaçları var mı? Mesela bahsettiğimiz olaydan sonra Süperlig’deki takım kaptanları ve hocalar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sarayda ziyaret etmişler. Yani başka bir takım imkanlara da sahipler. Bazen Fatih Terim’in heyyt diye bağırması yetiyor. Öte yandan alt liglerdekilerin de canı çıksa sesi duyulmuyor? Türk futbolunda sendika neden yok, bu yüzden mi yok? Yukarıdakilerin yakıcı bir ihtiyaç hissetmemesi midir acaba taşın altına eline koymamalarının sebebi?

Türkiye’de 3847 profesyonel futbolcu var. Birincisi meslek koluna göre çalışan sayısının az olması. İkincisi toplumdaki futbolcu algısı… İnsanların çoğu futbolcuları milyon dolarlar kazanan genç çocuklar olarak düşünüyor. Alt liglerde hak ihlalleri olmasına rağmen işin o tarafını kimse görmek istemiyor. Bir diğeri de 80 ihtilalinden sonra sendikaya bakışımız meselesi… Fatih hocanın ifadesi tamamen doğru katılıyoruz. Bir sendikanın var olabileceğine ilişkin ciddi soru işaretlerimiz var. Ama sendikalaşma kesinlikle gerekli, bunun için de çalışıyoruz. Dernek statüsünde olduğumuz sürece kulüplerle toplu iş sözleşmesine yaklaşamıyoruz. Bizim derneğimiz 92’de sosyal yardımlaşma amacıyla kuruldu, biz bunu hak arayan bir örgüt haline getirmeye çalıştık.


Futbolcuların çok para kazanması neden insanların hoşuna gitmez. Hakkını arayan futbolcu neden sevilmez? Hatta futbolcu hakkını aradığında taraftar kulübün tarafını tutar. Bunun sebebi nedir, basit bir haset duygusu mudur? Doğal bir taraftarlık duygusu mudur? Yoksa insanımızın güçlüden yana olması mıdır? Bunun sebebi nedir, ve mesela alacağı yüzünden kulüpten ayrılan bir futbolcu taraftara ne hissettirir?


Futbolcu denince en yukarıdaki 20-30 kişilik örnek üzerinden hareket ediliyor. Dolayısıyla futbolcular mesleki hak örgütlenmesi içinde olması gereken bir çalışma grubu olarak algılanmıyor. Çünkü kimse 2. – 3. Ligde parası verilmeyen itilen kakılan çocukları görmüyor.


Sizin kaç üyeniz var?


Tam rakamı bilmiyorum Telefonu kapattıktan sonra bildirebilirim. Aktif oyuncular içinde yüzde 70’e yakın bir temsiliyetimiz var. Büyük bölümü alt liglerdekiler oluşturuyor. Yabancı oyuncularımız da üyelerimiz var.


Alt liglerde sözleşmeye en düşük ücret olarak asgari ücreti yazıyorlar. Ama gerçekte futbolcular asgari ücretle çalışmıyorlar. Sözlü olarak anlaşılan bedel yansımıyor çoğunlukla. Alt liglerde istihdam açısından rekabet çok daha fazla… Sözleşmeler kulüplerin isteklerine göre şekilleniyor. Doğru mu hocam?


Kesinlikle doğru. Biliyorsunuz futbolcular iş kanununun dışındalar, hizmet sözleşmesiyle çalışıyorlar. Borçlar kanunun hükümlerine tabiler, ancak yargılanmaları iş mahkemelerinde, bu da enteresan ayrı bir durumdur. İkincil özel sözleşmeler yapıyorlar, fakat bunları federasyona tescil etmiyorlar. TFF’ye sundukları sözleşmeye asgari ücreti yazıyorlar ama maç başı, peşinat vs neyse, onu ayrı bir sözleşme yapıp ceplerine koyuyorlar.


Korona günlerinden geçiyoruz. Şu günlerde alt liglerde ödemelerin yapılmadığını, geciktirildiğini ya da eksik yapıldığını duyuyoruz. Sizin de kulağınıza böyle şeyler geldi mi?


Çok duyuyoruz.
Büyük takımlarla toplantılar yapıyoruz. Alt ligler daha çok etkilenmekle birlikte Türk futbolunda şöyle bir sorun oldu. FIFA 3 Nisan’da bir genelge yayımladı. Covid 19 salgınından dolayı belli kıstaslar dahilinde tavsiye niteliğinde oyuncularla kulüplerin anlaşmaya gitmesini, bunun mücbir sebep olduğu kabul edildi. TFF de bunu Türkçeye çevirip muhataplarına gönderdi. Bu bizde şöyle uygulanmaya başladı: ‘olağan üstü durum var kardeşim, biz paraları ödeyemeyeceğiz. Ancak sistemin sağlıklı işlediği ülkelerde kulüplerin futbolculara borcu yok. Orada tartışma bundan sonrası için… Bizdeyse alt liglerdeki futbolcuların büyük bölümü daha sene başındaki paralarını alamamışlar. Yani kulüpler bunu kötüye kullanmaya çalışıyorlar, bizim de şu an bir numaralı kavgamız tam olarak bu konuyla ilgili…

İngiltere’de futbol sendikası kulüplerin yüzde 30 indirim isteğini reddetti ve görüşmeleri tıkadı. Türkiye’deki futbolcular bu konudaki kaygısı, düşüncesi, davranışı nasıl?


Olası senaryoları futbolculara anlatarak bilinçlendirme faaliyeti içindeyiz. Kulüpler oturdular kendilerine göre bir zarar hesapladılar. Aynı zararı biz de hesapladık, kulüplerin maksimum zararı yüzde 18’i geçmiyor.


Avrupa’da sendikalar işsiz futbolculara iş bulma, emekliliğe geçiş sürecince psikolojik destek sağlama, alkol ve kumar bağımlılıkları varsa onları tedavi etme gibi misyonlar üstlenmişler. Siz bir dernek olduğunuz için neleri yapamıyorsunuz, biraz da bunu konuşalım.


Futbol emekçilerinin örgütlenme geçmişleri Fransa’da başlıyor ve Fransa’da, İngiltere’de 1850’lerin ortalarına tekabül ediyor. Dolayısıyla bizden öndeler. Naklen yayın gelirinden pay alan kuruluşlar. Biz de onlar kadar olmasa da yardıma muhtaç eski futbolculara sağlık ve geçim yönünden yardımcı oluyoruz.
Bahsetmek istemiyoruz ama bu futbolcular arasında efsane isimler de var. Fakat dernek olduğumuz için o sendikalar gibi kulüplerle toplu iş sözleşmeleri yapamıyoruz.

Türkiye’de bir futbol sendikasını var etmek mümkün müdür? Sorunların çözümü için ne önerilebilir? Örneğin alt gelir sınırı tartışılıyor. Her futbolcunun bir sendikaya üye olması yasal zorunluluk haline getirilebilir mi? Türkiye’de bir sendikanın aşağıdan yukarıya örgütlenmesi mümkün müdür? Yoksa simge haline gelmiş güçlü isimlerin ön ayak olması, aşağıya elini uzatması mı, gerekiyor? Nasıl olacak?


Ne aşağıdan yukarıya, ne de yukarıdan aşağıya doğru bir örgütlenme yapabiliyorsunuz. Çünkü futbolcularda sendikal ve mesleki bilinç yok. Esas sorunumuz bu…
Eğer 3847 futbolcudan 3000’i organize bir hale gelse, İspanya La Liga’daki hikayeye vakıfsınızdır, adamlar ligi durdurdular… Yani milyonlarca liralık bir faaliyeti ‘istediğimiz olmuyorsa’ deyip durdurdular… Ama biz dernek olarak aşağıdan yukarıya örgütlenmeyi tercih ettik. Çünkü bu insanlar genç insanlar ve şahsi ilişkilerin yoğun olduğu bir alan, demir çelik fabrikasındaki işçi ile işveren arasındaki ilişkiden daha farklı dinamikleri var. Dolayısıyla yukarıdaki birçok futbolcuyu yanımızda göremiyoruz. Sorumluluk almak istemiyorlar.

Neden sorumluluktan kaçıyorlar?


Kendi menfaatlerini düşünüyorlar. Kimseyle kötü olmak istemiyorlar.
Maalesef milyonlarca dolar kazanan bir futbolcu 3. Lig’deki bir futbolcu için tavır koymak istemiyor. Ama İspanya’da alt liglerdeki oyuncular paralarını alamadıkları için Real Madrid’deki oyuncular sahaya çıkmayı reddettiler.

Bir araştırmaya göre futbolcuların % 84’ü de grev haklarının olmasını istediklerini belirtmişler. Peki grev nasıl yapılacak? Maça mı çıkmayacaklar, idmana mı? Şimdi karşı taraftan da bakmak istiyorum. Maçlar grevlerle bölünürse, ligler tamamlanmaz o zaman. Bir kulüp grevdeki futbolcuları yüzünden sahaya takım çıkartamadığında hükmen yenik sayılacak mı? Federasyon maçı erteleyebilir ama bu durumda da rakip takım mağdur olur.


Bizim açmazlarımızdan biri de, siz bunu bir takım bazında yapmaya kalkarsanız, işveren de, düzenleyici kurumlar da, herkes sizin kafanızı ezer.
Bir takımdaki oyuncular grev yapıyorum dedikleri zaman, iş kanunundaki gibi bir fabrikadaki işçilerin grev yapıp çalışmaması ve o fabrikanın temerrüde düşmesi gibi düşünemiyorsunuz. Çünkü burada borçlar kanunu ve iş kanunundan ziyade, düzenleyici kurumların FIFA’nın ve UEFA’nın genelgeleri de var. Sporda başarılı olan tüm grevler, tüm sporcular bazında yapıldı. Bahsettiğin durumda sahaya çıkmayan takım bence hükmen yenik kabul edilir ve cezai ve hukuki müeyyidelere muhatap kalan çıkmayan takım bu ülkede…

Türk vatandaşı olmayan yabancı futbolcular da sendikalı olabiliyorlar mı? Olamıyorlarsa onlar sahaya çıkıp grev kırıcılığı yapmayacaklar mı?


Yabancılar da sendikalara üye olabiliyorlar. Ancak sıkıntı şurada, yabancı oyuncuların Türkiye’de kalma süresi 1.2 yıl, dolayısıyla böyle bir şeye ihtiyaç duymuyorlar.


Bahsettiğiniz düzenleyici kurumlar, FIFA, UEFA, bir de TFF’nin Uyuşmazlık Çözüm Kurulu vardı, o kaldırıldı galiba…


…UÇK kaldırılmadı. 2018 şubat tarihine kadar kurul futbolcu ve antrenörlerin, menajer ve kulüplerin sözleşmeden kaynaklı uyuşmazlıklarına bakmakta münhasır ve tek yetkiliydi ama
Anayasa Mahkemesi bunun anayasaya aykırı olduğuna karar verdi. Mahkeme TFF’ye ‘UÇK bu davalara bakabilir ancak bunu zorunlu koşamazsınız’ dedi. Ve 2019 yazındaki genel kurulda talimatı değiştirdiler, şu anda UÇK ihtiyari olarak taraflarca seçilirse görev yapabiliyor.

Peki bu değişiklik sorunu ne yönde etkiledi?


Tek tük vakalar dışında
futbolcular UÇK’dan haklarını hızlı ve etkin biçimde alabiliyorlardı. Çünkü UÇK kararıyla transfer yasakları da uygulayabiliyordunuz. Genel mahkemelere gittiğinizde, biliyorsunuz bu ülkede en basit kira davası bile iki sene sürüyor. Sizin alacağınızı kesinleştirmeniz, gidip o parayı tahsil etmeniz vs. 5-6 yılı bulan dosyalar biliyorum.

Türkiye’de yabancılar alacakları için doğrudan UEFA’ya, FIFA’ya, CAS’a başvurabiliyor. Ama yerli futbolcular önce yerel mahkemeye başvurmak zorunda kalıyorlar. İç hukuk yollarını tüketmek zorunda kalıyorlar. Bunun bir adaletsizlik olduğunu düşünenler var, katılıyor musunuz?


Katılmıyorum çünkü bu tüm dünyada böyledir. Futboldan bağımsız, “milletlerarası tahkim kanunu” diye genel bir kanun vardır.
  “Tahkim” denen mesele tüm hukuk sistemlerinde içinde yabancılık olan unsurlarla ilgili görev yapabilir. Dolayısıyla siz bir Türk futbolcunun Türk kulüpleriyle uyuşmazlığını FIFA’ya gönderemezsiniz. Ama o Türk futbolcu İtalya’ya, Fransa’ya giderse, o zaman FIFA görev yapabilir. Bu bir haksızlık değildir. Tüm dünyada kabul görmüş bir sistemdir ama FIFA’ya giden yabancı futbolcular daha mı avantajlıdır, evet…

Alt liglere 30 yaş kuralı getirildi. Kontenjana takılan bazı futbolcular işsiz kaldılar, bazıları düşük ücretler karşılığında daha alt liglere gittiler. Sendika olmadığı için futbolcular burada söz haklarını kullanamadılar.


30 yaş sınırı Bölgesel Amatör Lig’de uygulanıyor. 3. Lig’de yok. Bununla ilgili TFF’yle 20’den fazla yazışmamız olmuştur. Başkanımız Hakan Ünsal TFF Genel Kurulu’nun kürsüsünde bunu çok yüksek bir tonda gündeme getirmiştir. Bununla ilgili sosyal medya kampanyaları da yaptık. Lakin amacına ulaşmadı. Tamamen haksız hukuksuz bir husustur
. Biliyorsunuz Süperlig’in altında üç tane profesyonel lig var. Onların altında da amatör ligler var. Orada görev yapan belki 10 bin insan var. Fakat hem iş kanununa göre, hem de TFF statüsüne göre bunlar para karşılığı çalışan profeyoneller olarak görülmüyorlar. Bununla birlikte el altından paralar ödeniyor. Bu insanların hiçbir çalışma hakkı olmadığı gibi paralarını da talep etmeleri sorunludur.

Herkes o liglerin amatör değil, yarı profesyonel ligler olduğunu da biliyor aslında…


Aynen öyle! Tam profesyonel! 3. Lig’den daha fazla para ödeyen amatör takımlar var.


Üstelik profesyonel liglerde olduğu gibi kısıtlamalarla düzenlenmişler, 30 yaş sınırı gibi…


Aynen öyle!

Ve bunu da gençlerin önünü açmak için yapıyorsunuz. Milli takıma oyuncu yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Peki kontenjanın faydası oldu mu?


Hiçbir işe yaramadı.
Gençlerin mesleki gelişimleri için tecrübeli futbolcularla oynamaya ihtiyaçları vardır. Ama buradaki temel sorun amatör liglerin kağıt üzerindeki statüsüyle fiili durumun tamamen birbirinden ayrı olması… Biz dernek olarak şunu önerdik. Dedik ki, birbirimizi kandırmayalım. Neyin ne olduğunu hepimiz biliyoruz. 3. Lig’in altına bir de 4. Lig kurun. Süper Amatör Lig’i de bir profesyonel lig olarak kabul edin. Çünkü onun altındaki amatör liglerde hakikaten de amatörler var. Tatmin edici bir cevap alamadık. Bir iki tane iyi örnek gösterebiliriz, belediyenin desteklediği amatör kulüplerde futbolcuyu belediyeye bağlı şirketlerde sigortalı gösteren insaflı insanlar var, o kadar…

Alt yaş kategorilerinde de yarışmacı takımlar bulunuyor. Mesela üç büyükler o kategorilerde de birbirleriyle rekabet ediyor. Ama bu çocuklar da ya bedavaya çalışıyorlar, ya da harçlık kabilinden ücretlerle… Burada da bir emek sömürüsü var mı sizce?


Doğru. Üç büyükler örneklerinde o yaştaki çocuklara göre makul paralar veriliyor.
Ama biraz aşağı indiğinizde emek sömürüsünün en hakikatlisi var. 

Altlarda futbolcular kötü muameleye de maruz kalıyorlar.


Kaldığı pansiyondan kovulan mı istersiniz, başkanından dayak yiyen mi istersiniz, paralarının zaten zamanında ödenmesi istisna, parasını istediği için tekmeyi yiyen mi istersiniz, bunlar çocuk daha yani… Burada çok ciddi bir istismar var. Ama kimse aşağıyı görmek istemiyor. Fakat temel sorun şu, federasyon başkanını kulüplerin seçiyorsa, o federasyon kulübe karşı futbolcuyu ne kadar savunabilir? Futbolcunun oy hakkı yok. Avrupa’da sendikalar yayın gelirlerinden pay alıyorlar. Bir sendikanın yıllık geliri 100 milyon avro civarında...


Galiba dönüp dolaşıp geldiğimiz yer para… Alt liglerde maç yayını yok. Yayın olmayınca gelir de olmuyor. Takımlara, futbolculara ilgi de azalıyor. Acaba yayın gelirlerini aşağıya daha adil dağıtmak ve en azından TRT’yle alt lig maçlarını yayınlayıp kulüpleri sübvanse etmek çözüm olabilir mi?


Çok faydalı olur. Aslında 2016’da bir şirket bununla ilgili TFF’ye bir teklif sundu. Nihayete ermedi. Bunun üzerine biz dernek olarak, gerekirse tek kamerayla maçları yayınlamak istiyoruz dedik. Buradan doğacak gelirle de dernek olarak masrafımızı karşılayalım, geri kalanı da siz havuza koyun dedik. Çok iyi fikir dediler. Federasyon böyle bir yerdir. Gidin proje sunun, parlak bir fikrinizi anlatın, çok iyi derler ve siz oradan çok mutlu ayrılırsınız. Sonra hiçbir şey olmaz.

Futbolcu sendikası röportajları (3) - Eser Özaltındere


Gazete Duvar için 1 Mayıs'a özel hazırladığım dosyada sekiz isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla iki saatten fazla görüştüm, hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. 

https://www.gazeteduvar.com.tr/spor/2020/05/01/futbolcu-somuruluyor-dovuluyor-oy-hakki-da-yok/




Biliyorsunuz Fatih Terim korona virüs salgını nedeniyle maçların seyircisiz de olsa oynatılma kararına tepki göstermişti ve futbolcuları sendikalaşmaya çağırmıştı. O çağrının ardından sendika konusu gündeme geldi.Türk futbolunda ilk sendika girişimini Metin Kurt başlatmıştı. Siz de onun yanındaydınız. 

Futbolcuları bir dernekte birleştirmek istiyorduk. Devamında sendika da gelecekti. Rahmetli Metin Kurt’un girişimleriyle başladı. Biz sonradan katıldık. Bugüne göre düşünüldüğünde son derece başarılı işler yapıldı. Çok sayıda toplantı yaptık. O toplantıları organize edenlerden biri de bendim. Abant’ta hazırlık kampında bir araya geldik. Daha sonra Kızılcahamam’da Adnan Sezgin’in önderliğinde bir araya gelindi. Tabii bunlar çok organize işler değildi, spontane gelişti ama sonuçta bizzat futbolun içindekiler kendi sorunlarını tartıştıkları bir dizi toplantı gerçekleştirdiler. Derneği yürütmek için paraya ihtiyaç vardı. Bir yemek düzenlemeyi düşündük. Mekanı tam hatırlayamıyorum ama galiba o zamanlar Bebek Maksim diye bir gazino vardı. Özellikle İstanbul takımlarında oynayanların gelmesini, önderlik etmesini istemiştik, örnek oluştursun diye… Fakat o dönem Galatasaray’ın lig sıralamasıyla ilgili bir sıkıntısı vardı. Başkanın ve yöneticilerin araya girmesiyle o girişim gerçekleştirilemedi. Keşke yapabilseydik. Hem epey ses getirecekti, hem de belirli bir maddi güce erişmiş olacaktık. Daha sonra sıkıyönetim ilan edildi. Tüm dernek faaliyetleri askıya alındı. 12 Eylül’den iki sene sonra ben tekrar niyetlendim ama bir kişinin çabasıyla olmuyor. Darbe öncesi siyasi atmosfer bir futbol sendikası için çok müsaitti. Bugün de duyuyoruz işte futbolcular vakfı makfı var ama bu tür oluşumlar futbolu yöneten egemen güçlerle ve iktidarla iç içe, iktidardan yardım bekleyen dernekler ki, bu şekilde bir yere varamazsınız, anca sistemin dişlisi olursunuz. Antrenörler Derneği denen göstermelik dernek de öyle… Yıllardır aynı başkanın, aynı kadronun rant mekanizmasından başka bir şey değil… Dolayısıyla Fatih Terim’in söylemesi hoş tabi ama bunu söylemekte biraz geç kalmış bana göre… Ama kesin bir şey var ki o da böyle bir sendikalaşmaya ihtiyaç duyulduğudur. Aksi halde tüm kararları Kulüpler Birliği denen bir avuç başkan ve onların arkasındaki siyasi güç verir. Ancak bugünün atmosferinde, bugünkü futbolcuların zihniyetiyle bunun pek mümkün olabileceğini de sanmıyorum. Türkiye’de futbolcu bilinçten yoksun bir şekilde mesleğini yapıyor. Bireysel çıkarları, egoları hep önde… Sınıflarının çıkarı adına davranma yoluna gitmiyorlar. Türkiye’de bu tür oluşumların çoğu tepeden inmeci zihniyetle geldi. Tepedekiler buna ne kadar izin verir? Onların izin verdiği sendika işlevini ne kadar yerine getirebilir? O da ayrı bir tartışma konusu…

O günkü futbolcuların zihniyeti farklı mıydı?


Atmosfer de buna müsaitti… Örgütlenmeye inanan bir toplumsal yapı vardı. Eğilimler değerler çok farklıydı. Futbolcular da o rüzgardan etkileniyorlardı. Evren yönetimiyle birlikte bütün toplum apolitize olduğu için o eğilimler bir sabun köpüğü gibi yok oldu gitti.

Siz sendikacılıktan yargılandınız mı?


Yok yargılanmadım.

Bu nedenle başınıza tatsız bir şey geldi mi?


Tatsız bir şey de gelmedi ama kulağımıza geliyordun yani, ‘Eser bu işlere fazla bulaşmasın’ gibilerden… Birileri bazı mesajlar gönderiyordu o dönemlerde… Tabii çıkarı zedelenenler vardı, basın da bunlardan biriydi. O dönemde TSYD turnuvaları çok önemliydi. Tabii tüm geliri spor yazarlarına gidiyordu. Derneğimiz ve sendikamız olsaydı ‘şu kadar yüzdesini de sendikamıza istiyoruz’ diyecektik. Bu onların da hoşuna gitmeyecekti. O nedenle aralarından bazıları girişimimize sıcak bakmıyordu haliyle...

Her şeye rağmen bir sendika kurmaya kalkışılsa, bu nasıl yapabilir? Futbolcuları aşağıdan yukarıya doğru örgütlemek mümkün müdür? Yoksa Metin Kurt gibi, sizin gibi ya da Terim gibi birilerinin yukarıdan aşağıya el uzatması şart mı?


Ya aslında gelişmiş ülkelerde birinin babalık yapmasına, el uzatmasına gerek yok. Oralarda bilinç var, örgütlenme tabandan başlıyor. Türkiye’de şöyle olur, iktidarlar sendika kurulması için gerekli sözleri verir ve ortamı hazırlarsa, sen yeter ki adım at derse; hatta yasa da çıkardım, seni zorluyorum derse, anca o zaman belki bir şeyler düzelebilir.

Yani mesela her futbolcuya sendikalı olma şartı getirilse?

Tabii, olabilir. Sendikaya her takımdan bir temsilci gönderilmelidir diyecek, bunu zorunu kılacak. Şu an atıyorum bunları. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş da temsilci seçip göndermek zorunda olacak. Böyle bir zorunluluk yasal olarak sağlanabilirse anca…

Futbolcu mağduriyetinden bahsedildiğinde bazıları gülüyorlar. Çünkü tanınmış futbolcular çok para kazanıyorlar ve bu da göze batıyor. Hakkını arayan futbolcu neden sevilmez? Hatta kulübüyle ihtilafa düştüğünde taraftar neden kulübün yanında olur? Bunun sebebi nedir, basit bir haset duygusu mudur? Doğal bir taraftarlık duygusu mudur? Yoksa insanımızın güçlüden yana olması mıdır? Mesela alacağı yüzünden maça idmana çıkmayan, formunu kaybeden bir futbolcu taraftara ne hissettirir?

Aslında dönüp dolaşıp halkın kendisine, demokrasi kültürünün olmayışına geliyoruz. Batılı toplumların bilinç düzeyinde olsaydık hakkını arayan futbolcuya kötü gözle bakmazdık. Önce toplumun örgütlü olması, o bilince sahip olması lazım. Yoksa anca tepeden inme yöntemlerle örgütleyebilirsiniz insanları… Yıllardır yöneten güçler çalışanların kendi haklarını savunmaları, seslerini duyurabilmeleri konusunda yeterli izni vermediler. Sendikası olsa futbolcu kendi hakkını aramayacak ki, sendikası arayacak…

Türkiye’de futbolcu sırtını yerleşik düzene dayamıştır. Askerlik yapmaz ama gol atınca asker selamı verir. Vergi muafiyetleri vardır. Mafya babalarıyla ilişkileri vardır. Öte yandan kendisi de zaman zaman düzene karşı hakkını aramak durumunda kalır. Bunları da hatırlatarak sormak istiyorum. Futbolcu işçi midir? Başkan kapitalist midir? Taraftar müşteri midir? Emek – sermaye ilişkisi buraya ne kadar oturuyor?

O da ayrı bir sorun. Kulüpleri şirketleşmesiyle paralel yürüyen bir sorun. Eğer şirket naylon değilse, Batılı anlamıyla işverense yani, o zaman futbolcu da işçi statüsündedir. İşçi değildir muhakkak ama çalışan konumundadır. Doğal olarak kendi hakkını korumak için örgütlenecektir. Türkiye’de hala kulüplerin yapısı konusunda netlik yok. Paralar giriyor, çıkıyor ama nereye kadar gerçek şirkettir, onu anlayabilmek pek mümkün değil.

Türkiye’de bir başkan olmayan parayı müsrifçe harcayıp kulübü iflasa götürebiliyor. Sonraki kongrede aday olmuyor, çekip gidiyor, kimseye de hesap vermiyor.

Evet! Avrupa’da böyle bir şey mümkün mü? Başkan zarardan da kardan da sorumludur. Türkiye’de adam kulübün paralarını saçarken hiçbir sorumluluğu yok. Kendi şirketlerini öyle yönetmez! O kadar büyük paralar dönüyor. Belli kesimlerden belli rantlar da ekleniyor. Ondan sonra hadi eyvallah diyor! Böyle bir sistemin açıklaması yok.

Sonraki başkan da futbolcudan ücretinde fedakarlık bekliyor. Futbolcu bunu kabul etmeyince de bazen kadro dışı kalıyor ya da taraftarın gözünden düşüyor. 

E tabi… Ama bunda Türkiye ekonomisinin de etkisi var. Haklı olarak  yurt dışından oyuncu getiriyorsun. O adam da pahalıya geliyor. Böyle olunca fiyatlar şişiyor. Kulüplerin yönetimleri bunu kaldırabilecek durumda değil. Bugüne kadar havuzdan gelen parayla idare ettiler. Koronavirüs olayından sonra ne olacak onu bilemiyorum.

Korona krizi nedeniyle alt liglerde ödemelerin yapılmadığını, geciktirildiğini ya da eksik yapıldığını duyuyoruz. Futbol sektörü tüm dünyada daralıyor. İngiltere’de futbol sendikası kulüplerin yüzde 30’luk ücret indirimi isteğini reddetti. Bundan sonrası için nasıl bir tahminde bulunabiliriz?

Ben de bilmiyorum. Ekonomide büyük bir daralma olacak ve sporun da her branşını etkileyecek. Ama en azından orada adamların sendikası var. Adam işverenlerle masaya oturuyor, ben senin isteğini kabul etmiyorum, ısrar edersen sahaya çıkmıyorum diyor. Demokrasinin güçlü olduğu yerde sendika da yerine oturuyor. Tekrar konuşuyorlar, ediyorlar, ortak bir çözüm buluyorlar. Türkiye’de böyle olması mümkün mü? Kulüpler birliği ne isterse, o oluyor.

Aslında federasyon da her şeyin farkında ama kulüplerin kısa süreli çıkarlarına göre davranıyor.

Federasyon kim ki? Kulüpler Birliği’nin bir sözcüsü, başka bir şey değil.

Futbolcunun federasyon seçiminde oy kullanma hakkı yok. 

Veya sınırlı sayıda var…

Kulüplerin seçtiği bir federasyon kulüp futbolcu ilişkisinde tabii ki kulübün tarafını tutacaktır.

Tabii ya! Bunlar birbiriyle bağlantılı…

Alt liglerde sözleşmeye en düşük ücret olarak asgari ücreti yazıyorlar. Ama gerçekte futbolcular asgari ücretle çalışmıyorlar. Sözlü olarak anlaşılan bedel yansımıyor çoğunlukla... İstihdam açısından da rekabet çok daha fazla. Sözleşmeler kulüplerin isteklerine göre şekilleniyor. Doğru mudur hocam?

Sadece aşağıda değil, yukarıda da öyle… Aşağıdaki sorunlar daha içler acısı noktalarda, o ayrı konu… Bir sendika olsa amatör ligleri ne kadar kapsayabilir, bünyesinde profesyonel futbolcuları barındıracak doğal olarak… Ama hiç olmazsa futbolcular bir bütün olarak hareket edecek. 

Futbolcu sendikası röportajları (2) - Rahim Zafer



Gazete Duvar için 1 Mayıs'a özel hazırladığım dosyada sekiz isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla iki saatten fazla görüştüm, hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. 

https://www.gazeteduvar.com.tr/spor/2020/05/01/futbolcu-somuruluyor-dovuluyor-oy-hakki-da-yok/

Görüş verdiğiniz için teşekkürler hocam. Günlerdir size ulaşmaya çalışıyordum. Hak-İş’ten telefonunuzu istedim ama…

Benim numaram onlarda yoktur. ABD’ye geldikten sonra Hak-İş’ten istifamı verdim. Sendikamız da önce devroldu, sonra kapandı zaten…

Kime devroldu?

Hak-İş altında bir gruba verdiler. Hiç değilse ondan dursun dediler ama ondan sonra kapattılar herhalde… Hiçbir fikrim yok yani…

Amerika’dasınız, Dallas City’nin başındasınız. Nasıl gidiyor?

Bir arkadaşla birlikte kurduk. ABD’nin 3. Ligi’ndeyiz diyebilirim. Amatör – Yarı profesyonel bir takım… Bakalım, uğraşıyoruz, zor… Yeni yatırımlar yapıyoruz. Futbol sahalarıyla ilgili çalışmalarımız var. Korona yüzünden her şey durdu biliyorsun… İş yerleri önümüzdeki hafta açılacak ama maçlar ne zaman başlayacak, onunla ilgili bir haber almadık.

Geçmişte bir gazeteciye Beşiktaş’ın alt yapısına oyuncu göndermek istediğinizi söylemişsiniz. Kaç senedir oradasınız, kaç sene daha orada kalacaksınız, kafanızda ne var?

7-8 senedir buradayım. Çok konuştuk. Birlikte bir şeyler yapma planları da yaptık. Beşiktaş’la bir iletişimimiz oldu ama uzun sürmedi. Buradan oraya oyuncu göndermek biraz sıkıntılı oluyor. Onların planları daha farklıydı. Birlikte çalışma olanağı bulamadık.

Sendikadan umudu kestikten sonra mı Amerika’ya gittiniz? Yoksa Amerika’ya gitmeye karar verdikten sonra mı sendikayı devrettiniz?

İyi başlamıştık ama açıkçası ilerleme kaydedemeyince, bu arada aniden burası çıkınca… Belli gruplardan istediğimiz ilgiyi desteği alamayınca maalesef bıraktım. Bizim sendikamız sadece futbolcu sendikası değildi. Kulüpte çalışan tüm elemanları, çaycısına kadar kapsayan bir sendikaydı. O dönemde 2. ve 3. Lig’de yaş sınırlaması nedeniyle çok büyük sıkıntı vardı, biliyorsun. Zaten en çok da o liglerin oyuncuları ilgi gösterdiler. İlk üç ay güzel çalıştık, iyi de katılım aldık ama Süperlig oyuncularına derdimizi anlatamayınca… Özellikle yöneticiler ve üst düzey teknik direktörler konuşmayı çok iyi biliyorlar. Evet olması lazım, diyorlar ama iş üye olmaya gelince vazgeçiyorlar. Kulüplerle ilişkilerini bozmak istemiyorlar. Gelirsem başkan olurum diyen vardı, iyi gel o zaman başkan ol diyoruz, ona da gelmiyorlar. Ne bileyim, Nasreddin Hoca’nın hikayesi gibi… Bazı şeyleri insanın başına gelince anlıyorlar.

Amerika’da bir sendika var mı, üyesi misiniz?

Burada sendika yok ama Amerikan Futbol Federasyonu hocalara çok büyük destek içerisinde yani…

Taşın altına elinizi koyduğunuz için pişman mısınız?

Pişman değilim. Tecrübe oldu. Güzel işler yaptık. Federasyona gittik, dönemin ikinci başkanıyla konuştuk. Saatlerce anlattık, bizi hiç dinlemedi bile, siz niye gelmiştiniz dedi. Fatih hoca o zamanlar milli takımın teknik direktörüydü. Onunla konuştuk, o bizi başkasına yönlendirdi, kendisi doğrudan işin içine girmedi.

Terim o zaman işin içine girmedi diyorsunuz ama geçenlerde de futbolcuları sendikalaşmaya çağırdı?

Başlarına kötü bir şey gelince konuşuyorlar. Fatih hocaya bir şey demek istemiyorum. İyi bir insan… Zamanında bizi milli takıma çağırdı oynadık. O zaman bu işin içinde olmamışlardı. Keşke olsaydı.

O çağrısını görünce ne hissettiniz?

Fatih hocam da, Yılmaz Vural hocam da televizyonlarda çok konuşuyorlar ama… Yıllar önce futbolcu büyüklerimizde bu işe girmişti, aynı şeylerle karşılaştık. Kimisi siyasi bakıyor, kimisi kişisel bakıyor. Sendika nedir, dünyadaki örnekleri nedir falan, farkında değiller.

Sendika kelimesi biraz ürkütücü galiba…

Niye korkutuyor ben de onu anlamıyorum. Biz siyasi kuruluş değiliz, sadece oyuncuların haklarını savunmaya çalışıyoruz. Futbolun içinde her kesimden insan var. Siyasi ayrımlara gidemezsiniz. Öyle bir niyet akıl karı değil. En çok konuşan hocalar dahil işin içine girmeye gelince yok dediler.

Rahmetli Metin Kurt’la tanışıyor musunuz?

Tanışmıyoruz. O belki de daha ağır sıkıntılarla karşılaştı. O da belli bir noktaya getirdi ama maalesef siyasi şeylerden dolayı ileri gidemedi. İngiltere’de Almanya’da sendikalar çok iyi çalışıyorlar. Zamanında federasyona bile yardımda bulunmuşlar.

Dünya bugünlerde korona kriziyle boğuşuyor. İngiltere’den bahsettiniz. Oradaki sendika da kulüplerin futbolcu ücretlerinden yüzde 30 indirime gitme isteğini reddetti. Türkiye’de bir sendika olmadığından futbolcuların tavrını bilmiyoruz.

Kulüplerle pazarlık yapmaları lazım ama öyle bir şansları yok. Yabancılar istedikleri gibi federasyona başvuruyorlar. Yerliler kulüpte kalma için alacaklarında taviz veriyorlar. Buna hocalar da dahil. Belki yüzde 30 değil, yüzde 50 taviz verecekler. Sendika yok, her koyun kendi bacağından asılacak.

Sendika çabanızın bu şekilde sonlanabileceği aklınıza gelmiş miydi?

Alt liglerden beklediğimiz katılımı aldık. Süperlig’tekilerden de çok şey beklemiyorduk. Onlar başkanlarla kötü olmak istemiyorlar. Kendi içlerinde halletmeye çalışıyorlar. Biz belki biraz yanlış başladık, alt liglerdeki oyunculardan başladık. Üst liglerdekilerin katılmayacağından korkuyorduk ve korktuğumuz başımıza geldi yani…

Türkiye’de genel olarak sendikalaşma oranı çok düşük. Bu durum, bu toplumun, bu kültürün bir gerçeği mi?

Kültürün gerçeği… İnsanların birbirlerine güvenememesi, korkması… Belli bir sistemin yürümemesinden kaynaklanıyor. Sistemin düzenli bir şekilde gelişmemesinden, bilinçli oyuncu ve antrenör yetiştirememizden kaynaklanıyor. 

Alt liglerde sözleşmeye en düşük ücret olarak asgari ücreti yazıyorlar. Ama gerçekte futbolcular asgari ücretle çalışmıyorlar. Sözlü olarak anlaşılan bedel yansımıyor çoğunlukla... İstihdam açısından da rekabet çok daha fazla. Sözleşmeler kulüplerin isteklerine göre şekilleniyor. Doğru mudur hocam?

Doğru… Biz de bu sorunları çözmek için adımlar attık. Futbolcular alacaklarını zamanında alabilsinler. Sakatlık yaşadıklarında kulüplere muhtaç olmasınlar. Ama maalesef oyuncular da kulüplere göbekten bağlı oldukları için… Kulüp başkanları bu sendikanın kurulmasını istemiyorlar. Onlar da istedikleri gibi para harcayıp borçlanıyor. Sendika bunun da önüne geçecekti. Olmadı, çok üzüldük.

Siyasetçilerin medyanın ilgisi nasıldı?
İlk dönem fena değildi. İyi yapmışsın diyorlardı sadece, o kadar. İnsanın şevki kırılıyor.

Federasyonun kulüp – oyuncu ilişkisinde kulüpten yana olduğunu düşünüyorsunuz…

Birlikte çalışıyorlar. Federasyon kulüplerin ayakta kalmasını istiyor. Karşısında sendika gibi bir güç ister mi? Ama biz federasyonla birlikte çalışmak istiyorduk. Bir dernek var ama onlar da dernek statüsünde olmadığında bir şey yapamıyorlar.

Sendikanızı kurduğunuz dönemden bugüne sekiz yıl geçti. O günden bugüne neler değişti?

Aynı problemler, yaş sınırlamaları, yabancı sınırlamaları devam ediyor. O zaman yazılar yazıp başvurularımızı yapmıştık. Tabii imkanlarımız da sınırlıydı.

Avrupa’da sendikalar naklen yayın gelirlerinden de pay alıyor. Onların imkan dertleri de yok. Siz nasıl finanse ediyordunuz çalışmalarınızı?

Çoğunu cebimizde harcıyorduk. Kısmen Hak-İş’ten destek gördük. Birkaç ay üye aidatlarımızla devam ettik. O zamanlar 10-20 TL, sigara parası gibi aidatlar alıyorduk bazı oyunculardan, tam da alamıyorduk…

İnanmıyorum! Neden o kadar az?

Ayrı liglerdeki futbolcuların gelirlerine göre aidatlar belirlemiştik. Kimseyi fazla zorlamak istemedik. Biraz da yanlış anlaşılmamak için sembolik aidatlar topladık. Önce sendika kavramını öğretmeye çalıştık. Zaten oyuncu parasını alamıyor.

Futbolcu mağduriyetinde bahsettiğimizde bazıları gülüyorlar. Çünkü belli başlı futbolcular çok para kazanıyorlar ve bu da göze batıyor.  Hakkını araya futbolcu neden sevilmez? Hatta futbolcu hakkını aradığında taraftar kulübün tarafını tutar. Bunun sebebi nedir, basit bir haset duygusu mudur? Doğal bir taraftarlık duygusu mudur? Yoksa insanımızın güçlüden yana olması mıdır?

Bizim insanımız normalde mazlumdan yanadır. Ama spor camiasında maalesef herkes güçlünün yanında olmaya çalışıyor. Ben paramı alayım, öteki ne yaparsa yapsın…

Mesela alacağı yüzünden kulüpten ayrılan bir futbolcu taraftara ne hissettiriyor?
Bazen şöyle şeyler bile görüyoruz. Takım alacağı yüzünden idmana çıkmamış. İki oyuncu parasını almış. Onlar idmana çıkıyorlar.

Türkiye’de başkanları bağlayan bir şey yok. Olmayan parayı müsrifçe harcıyorlar. Kulübü iflasa sürüklüyor. Sonraki kongrede aday olmuyor, çekip gidiyor. Kimseye de hesap vermiyor.

O kulüpler neden batıyor, bu yüzden batıyor! Sakaryaspor, Kayseri Erciyesspor, Gaziantepspor… Onlar devlet ve sendikalar tarafından denetlenmediği için bu hallere geliyorlar.

Futbolcu sendikası röportajları (1) - Bağış Erten



Gazete Duvar için 1 Mayıs'a özel hazırladığım dosyada sekiz isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla iki saatten fazla görüştüm, hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. 

https://www.gazeteduvar.com.tr/spor/2020/05/01/futbolcu-somuruluyor-dovuluyor-oy-hakki-da-yok/

Biliyorsunuz Fatih Terim korona virüs salgını nedeniyle maçların seyircisiz de olsa oynatılma kararına tepki göstermişti ve futbolcuları sendikalaşmaya çağırmıştı. O çağrının ardından sendika konusu gündeme geldi. Daha
 önce de Fenerbahçe otobüsünün Trabzon’da kurşunlanması olayıyla gündeme gelmişti. Ne zaman Türkiye’de bir kriz yaşansa sendika konusu gündeme geliyor, sonra da gündemden düşüyor. Bir futbol sendikasına neden ihtiyaç var? İpin ucunu neden bırakıyoruz?

Futbolcuların işçi konumunda olduklarını fark etmeleri gerekiyor. Bir sözleşme karşılığında hizmet sunuyorlar ve gelir elde ediyorlar. Ama eğlence sektörü vb. alanlarda işçi hakları çok sömürüldüğünden ve az kazanan ile çok kazanan arasındaki fark çok büyük olduğundan bir araya gelip dayanışma gösteremiyorlar. Dediğiniz gibi, sendika konusu kriz ortamlarında gündeme geliyor ama devamı gelmiyor. Bunun için iki şey gerekli, birinci futbolcunun iradesi, belki bir önderlik; ikincisi de buna uygun mevzuat… Aslında elleri çok güçlü, yani greve gittikleri takdirde yerlerine oynayacak grev kırıcılar aynı kalitede olamıyorlar. Bu nedenle futbolcunun gücünün farkında olması, sendikanın önemini kavraması gerekiyor. Futbol sendikası taşıma suyla kurulacak bir şey değil. Futbolcuların öz iradesiyle kurulacak bir şey.

Bahsettiğiniz önderliği kim sağlayabilir? Metin Kurt’a benzer bir figür mü? Yoksa Fatih Terim’in kendisi olabilir mi?

Bir siyasi mücadelenin parçası olarak sunduğunuzda Türkiye’de herkes bundan kaçıyor. O yüzden sendikayı herkesi kapsayabilecek bir hale getirmek daha mantıklı olabilir. Bundan 10 sene evvel David Beckham’ın önderliğinde bir hareket vardı. Futbolculara emeklilik ödeneğinin azaltılması nedeniyle greve gidip 3 hafta oynamamışlardı. Benzer şeyleri NBA’de de sıklıkla görüyoruz. Açıkçası herkesin saygısını kazanmış biri daha mantıklı olabilir. Fatih Terim de fena fikir değil.

Galiba aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmesinin zor olacağını düşünüyorsunuz?

İki nedenle, birincisi yasal mevzuat uygun değil. Hemen tepelerine biniyorlar, futbolcular çok güçsüz. Hukuk sistemi yönetenler lehine… Futbolcularla kulüpler arasındaki davalara bakan mahkemeler kulüpler lehine işliyorlar. Zaten çok uzun süre kulüplerin seçtiği yargı organları bakıyordu. 

Futbolda sendika konusunu gündeme getirdiğimizde bazıları gülüyorlar. Çünkü özellikle belli başlı futbolcular büyük paralar kazanıyorlar. Hakkını arayan futbolcu neden sevilmez? Hatta kulübüyle ihtilafa düştüğünde taraftar neden kulübün yanında olur? Bunun sebebi nedir, basit bir haset duygusu mudur? Doğal bir taraftarlık duygusu mudur? Yoksa insanımızın güçlüden yana olması mıdır? Mesela alacağı yüzünden maça idmana çıkmak istemeyen, formunu kaybeden bir futbolcu taraftara ne hissettirir?

Bu tam da milliyetçiliğin siyasetteki hakimiyet gibi… Hamaset çok güçlü bir vurgu… Kulüpler de bu duygu sömürüsünü çok iyi kullanıyorlar. İnsanlar kulüpleri sadece duygularıyla seviyorlar. Bir toplum sözleşmesi de yok aralarında devlet ve toplum arasında olduğu gibi… O yüzden duygulara hitap ettiğinizde hemen “biz – onlar” kalıbı, fedakarlık vs. gündeme gelip futbolcu ötekileştirilebiliyor. Bu duygu sömürüsünün futbolcunun kazancından daha önemli bir etken olduğunu düşünüyorum. Ben hiçbir futbolcunun, en çok kazanan dahil olmak üzere, alacak sorunu yaşamadığını düşünmüyorum. Hepsinin kariyerinde mutlaka içeride kalmış parası vardır.

Alt liglerde sözleşmeye en düşük ücret olarak asgari ücreti yazıyorlar. Ama gerçekte futbolcular asgari ücretle çalışmıyorlar. Sözlü olarak anlaşılan bedel yansımıyor çoğunlukla... İstihdam açısından da rekabet çok daha fazla. Sözleşmeler kulüplerin isteklerine göre şekilleniyor. 

Bu doğru… İşte sendika en çok burada işe yarar. Üst tabakadaki futbolcunun değil, alt seviyedekinin ücretini belirliyor. Fransa’da toplu sözleşme yapılıyor. 2. ve 3. Lig için ayrı sınırlar belirleniyor. Tavan değil taban ücret üzerine pazarlık yapılıyor. Bu çok önemli.

Bugünlerde korona krizi nedeniyle İngiltere’de benzer bir pazarlık var. Kulüpler futbolculardan ücretlerinde yüzde 30’luk fedakarlık yapmalarını istedi ama futbolcu sendikası bunu reddetti. Tüm dünyada futbol sektörü daralıyor. Dünyada ve Türkiye’de geleceği nasıl görüyorsunuz?

Gerçekten futbolda büyük paralar dönüyor ve futbolcular fahiş paralar kazanıyorlar. Bu krizin biraz daha ayağımızı yere bastıracağı kesin… Bu konuda sadece kulüplerin değil, tüm kamuoyunun herkesten bir indirim talebi olduğunu düşünüyorum. Özellikle üst düzey futbolculardan bahsediyoruz. Kimse 235 milyon euro etmez. Bunun haklı bir talep olduğunu düşünüyorum. Fakat Almanya’daki gibi dayanışma usulleri var. Şampiyonlar Ligi’nden gelece paraları alt liglere dağıtma gibi… Futbolda rekabet önemli ama dayanışma daha önemli. Türkiye’de ne yazık ki bu ağ kurulmadığı için alt liglerin aleyhine bir durum olacak.

Alt liglerde maç yayını yok. Yayın olmayınca gelir de olmuyor. Takımlara, futbolculara ilgi de azalıyor. Acaba yayın gelirlerini aşağıya daha adil dağıtmak ve en azından TRT’yle alt lig maçlarını yayınlayıp kulüpleri sübvanse etmek çözüm olabilir mi?

Aslında belirli bir yere kadar ligler yayınlanıyor. Yerel televizyonlar yayınlıyor. Sadece yayın havuzu yok. Burada temel gelir kaynağı da bence yayın değil, bahis… Bahisten gelen gelirlerin daha adil dağıtılması bir şeyleri değiştirebilir.


Profesyonel sporcular bir sınıf oluştururlar mı? Futbolcu işçi midir? Başkan kapitalist midir? Taraftar müşteri midir? Emek – sermaye ilişkisi buraya ne kadar oturuyor? 

Tam olarak buraya indirgeyemiyoruz. Demin bahsettiğimiz duygusal bağlar, duygusal bir ekonomi de yaratıyor. Ama işin temeline baktığımızda futbolcular tabii ki işçidir, kulüp başkanları ve yönetimleri tabii ki işverendir. Burada kapitalist denklemin içinde olmayan şey taraftar… O da “müşteri” midir, çok emin değilim. Bu denklemde en büyük gelir kapısı başka yerlerden geliyor. Sponsorluk gelirleri, forma gelirleri… Önümüzdeki dönemde bunun yanıtını göreceğiz. Büyük ihtimalle taraftarsız oynanacak futbol…

Alt yaş kategorilerinde de yarışmacı takımlar bulunuyor. Mesela üç büyükler o kategorilerde de birbirleriyle rekabet ediyor. Ama bu çocuklar da ya bedavaya çalışıyorlar, ya da harçlık kabilinden ücretlerle… Burada da bir emek sömürüsü var mı sizce?

Olmaz olur mu? Fenerbahçe’de Merih Demiral kendisine önerilen asgari ücret sözleşmesini reddeden tek oyuncuydu. O da gitti kariyerini başka yerde kurdu. A takımda hiçbir futbolcu asgari ücretle tutulamaz, bu ancak emek sömürüsüyle açıklanabilir.