29 Mayıs 2020 Cuma

Futbol ve İslam röportajları (2) - Ali Bulaç


Gazete Duvar için hazırladığım "Futbol oynamak günah mıdır ?" başlıklı dosya haber için beş isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla bir saatten fazla görüştüm, maalesef hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. 


https://www.gazeteduvar.com.tr/spor/2020/05/26/futbol-oynamak-gunah-midir/



80’lerde 90’larda futbol oynamanın haram olduğunu düşünenler vardı. Hz. Hüseyin’i Kerbala’da öldürenlerin onun kesik başıyla top oynadığını söylüyorlardı. Belki siz de duymuşsunuzdur. Galiba hiçbir ilahiyatçı bu fikre katılmıyor. Bu bir hurafe midir? Eğer öyleyse bu düşüncenin, bu tutumun nedeni, kaynağı ne olabilir?


Hz. Hüseyin’i öldürenler onun başını kesmişler ve topla oynar gibi tekmelemişler. Fakat futbolun ortaya çıkışıyla bununla hiçbir ilgisi yok. Futbol ilk olarak Manchester’da, sanayinin geliştiği yerlerde, işçilerin mesai aralarında bezden toplarla oynayarak rahatlamak istemesiyle ortaya çıktı.  Zamanla bugün futbol dediğimiz fenomene dönüştü. Yani futbolun kökenleri 1750 sanayi devrimine dayanır. Hz. Hüseyin’in ölümü ise ondan 1100 sene önceki hadisedir. Yani futbola bir eleştiri yöneltilecekse bunu Hüseyin’in başıyla alakalandırmak fıkıh usulü açısından doğru değil. Çünkü böyle bir illiyet bağı yok.

İkincisi futbola nereden bakmak gerekir. İslam’a göre spor caizdir, tavsiye edilmektedir. Efendimiz de Hz. Ayşe’yle mescidin içinde koşmuştur. Güreşe, ok talimine izin vermiştir. Sporun faydası vücut sağlığını korumaktır. Hatta namazın hikmetlerinden biri de budur. Günde beş vakit namazla Müslümanlar vücutlarını rahatlatıyorlar. Seyirlik bir tarafı vardır. Bunun için de spor yapılabilir. Örneğin at yarışı savaş döneminde hazırlık amacıyla yapıyorsa caiz, kumar niyetiyle yapılıyorsa caiz değildir. Futbola gelince, spor olmaktan çıkmıştır, muazzam bir sektördür. Milyonlarca liranın döndüğü bir endüstridir. Dolayısıyla kapitalist piyasanın en çok döndüğü bir alan haline gelmiştir. Soğuk savaş döneminde spor, siyasi doktrinlerin mücadele aracı olarak kullanılıyordu. Örneğin Batılı futbolcuların futboldaki başarıları Batı sisteminin Sovyet sisteminden üstün olduğunun bir kanıtıydı. Yani futbol bloklar arasındaki rekabetin aracı haline gelmişti. Bugün de futbol birkaç açıdan fonksiyon görmektedir. Franco’nun sözü meşhurdur: “Beni ayakta tutan iki şey var, biri kilise öbürü futbol”. Kilise de futbol da insanların beynini uyuşturdu. Latin Amerikalı bir diktatör darbe yapacak, ilk söylediği şey şu: “Bana 100 bin kişilik uyku tulumu (stadyum) yapın”. Çünkü futbol kitleleri uyuşturuyor.

Ben bir Müslüman olarak düşündüğümde, yani insanlara faydalı olmak üzere, yeryüzünü imar etmek üzere dünyaya gelmişiz, bunun bir amacı vardır; bir ömrü futbolla tüketmek bana makul gelmiyor. Beni entelektüel faaliyetten, hayır işinden alıkoyabilir. Fakat psikolojik yönden de faydası var. Mesela şehirlerin periferisinde yaşayan, merkeze ulaşmak isteyen yoksul kesimler için otobüslerle Beşiktaş’a veya Kadıköy’e maç izlemeye gitmek önemli bir aksiyondur. Veya bir banka müdürünü düşünün. Orta sınıfa hatta yüksek sınıfa mensup bir insan olsun. Hafta içinde muazzam bir stres toplamış, hafta sonu gömleğini çıkarıp Galatasaray formasını giyiyor, Fenerbahçe maçına gidiyor. Bağırıyor, bütün stresini atıyor. Dolayısıyla futbolun kent hayatıyla, nüfusun yoğunlaşmasıyla da ilgili olduğu görülüyor.

Bir başka fonksiyonel anlamı daha var. Mesela milli maçlar devletlerin birbirleriyle rekabetlerinde de önemli rol oynuyor. Bir zamanlar şöyle bir tezahüratımız vardı: “Avrupa Avrupa duy sesimizi…”. Belki biz orada Avrupa’yla mücadelede değiliz. Diyelim ki Galatasaray Liverpool takımıyla oynuyor. Fakat bilinçaltımızda Osmanlı döneminde aldığımız ağır yenilgileri bu şekilde telafi etmeye çalışıyoruz. Böyle bir anlamı da var.

Takımları biraz Marksist ya da sınıfsal açıdan yorumlamak icap ettiğinde, Fenerbahçe daha çok burjuvazi sınıfına denk düşen, nüfusun en zengin yüzde 20’sinin itibar ettiği bir takım gibi gözüküyor. Galatasaray daha aristokrat, Beşiktaş ise daha çok işçi esnaf... Zaten taraftar grubunun adı da “Çarşı” biliyorsunuz. Trabzonspor ise büyük kentlere karşı Karadeniz’in meydan okumasıdır. Bazen İzmir, bazen Kayseri, son zamanlarda yanlış takip etmediysem Sivasspor, Anadolu’nun İstanbul takımlarına meydan okumasıdır. Tüm bunları bir araya getirdiğimiz zaman kestirmeden öyle ucuz bir hüküm vermek doğru değil.
Futbolla bir kimlik, bir aidiyet hissi kazanıyorsun. Öte yandan rakiplerini ötekileştiriyorsun. Bence bu yönden bakıldığında faydasından çok zararı var. Fakat kent hayatı ve modernleşme geliştikçe kapitalist piyasa da futboldan uzak durmayacak. Yan sektörleriyle, forma üretimiyle vs. ekonominin önemli bir parçası haline geliyor.

Bir başka önemli bir özelliği daha var. Yoksulun zengin olması, sınıf atlaması kolay değil. Mesela meşhur bir roman vardır: “Yasımı tutacaksın”. Meşhur bir İspanyol matadorunu anlatır. El Cordobes çok yoksul bir ailenin çocuğudur. Ölümüne bir oyuna çıkacaktır. Kız kardeşine der ki, ağlama Angelika, yarın ya bir ev alacağız ya da yasımı tutacaksın. Burada anlatılan şudur, İspanya’da bir yoksulun sınıf değiştirmesi, ancak matador olmasıyla mümkündür. Futbolda şunu görüyoruz, yoksul bir Afrikalı Kenya’dan, Senegal’den gelip, Fransa’da, İngiltere’de oynuyor. Burada iki şeye sahip oluyor. Birincisi sınıf değiştiriyor, ikincisi siyah olmasına rağmen beyazların ülkesinde statü kazanıyor. Bu çok anlamlı. İngilizler 300 sene sömürge imparatorluğu kurmuşlar, kendilerini Avrupalı bile kabul etmezler, buna rağmen bir siyahiyi milli takımlarında oynatıp kendilerine pay çıkarıyorlar. Bu da aslında ırkçılığın, milliyetçiliğin ne kadar temelsiz olduğunu gösteriyor.

Ben küçüklüğümden beridir Galatasaray’ı tutuyorum. Uzun zamandır pek ilgilenmiyorum, fakat yine de Galatasaray’ın bir maçı varsa dikkat kesilirim. Kazandığı zaman hoşuma gidiyor, yenildiği zaman kızıyorum kendi kendime… Fakat seyretmiyorum. Milli takımın maçlarını seyrediyorum. Mümkün mertebe uzak durmak gerekir, çünkü inanılmaz vakit alıyor.
Bir keresinde berbere gitmiştim, 45 dakikada tıraş oldum çünkü berberle müşterisi yandaki koltukta akşamki maçın kritiğini yapıyorlardı. Hepsini yazdım, yani bomboş şeyler. Sonra baktım ki tv’de futbol maçlarını yorumlayanlar da saatlerce aynı boş şeyleri söylüyorlar ve büyük bir heyecan uyandırıyorlar. Ben epey yazı yazdım futbolla ilgili, uzun bir araştırmam var. En sonunda vardığım cümle şu, aynı zamanda o yazı dizisinin de başlığı oldu: “Dünyanın ayağa düşmesi”. Öyle özetledim yani…

Güzel özetlemişsiniz hocam.

Tüm söyleyeceklerim bu kadardı, onu da ilk soruda söyledim. (Gülüşmeler)

Futbol öyle bir şey ki, hiçbir hoca buna ne tam helaldir diyebiliyor, ne de haramdır diyebiliyor. Ekseriyeti “haram değildir ama” diyor ve bir takım sakıncalarını sıralıyor.

Evet işte benim yaptığım gibi… (Gülüşmeler)

Hocaların futbola cepheden karşı çıkamadıklarını, hatta futbolu fıkha uydurmaya çalıştıklarını görüyorum. İtirazlar kabaca üçe ayrılıyor, 1- Tağutun endüstrileşmiş ve kitleselleşmiş futbolu araçsallaştırması, 2- Futbolun bahis sektörüyle iç içe geçmiş oluşu 3- Tesettür konusu… 

Evet tesettür konusunu ihmal ettik, onu da söyleyeyim. Maliki, Caferi ve Şafi mezhebine göre şortun bir mahsuru yok. Mayo gibi olmadığı müddetçe, bazıları dizin üstünde olmasında da mahsur görmüyor. Tesettür açısından, fıkhi bakımdan bir mahsur görmüyorum. Tağut konusuna gelince, o kavramı burada kullanmak çok isabetli değil. Çünkü İslami rejimlerde de futbol var. Onların da takımları var ve fakihleri buna cevaz vermiştir.


Şort en çok altı çizilen husus… Uzun ve bol olmalı, avreti kapatmalı deniyor. Belki tayt bir çözüm olabilir ama o da bacağa yapışıyor ve hatları gösteriyor. Ayrıca mesela İhsan Şenocak diyor ki, senin şortun uzun olsa da diğer oyunculardan birinin şortu kısaysa yine günaha girdin demektir… 

Ya bu kaçınılmaz bir şey… Sen kendini korumak zorundasın. Sokağa çıktığında dekolte kıyafetle gezen insanlar da görüyoruz. Israrla bakmadıktan sonra bunu mesele etmemek lazım…

Hüseyin – kesik baş söylentisi eskisi kadar yaygın değil ama belki başka nedenlerle kafası karışık olanlar var. You Tube, vaizilerin “futbol oynamak günah mı” sorusunu cevapladığı videolarla dolu… Öte yandan futbola ilgi son 20-30 yılda oldukça arttı, giderek artıyor. Hatta bazı cemaatlerde, vakıf – kurs vb. küçük gruplarda gençleri kaynaştırmak için, kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için halı saha turnuvaları düzenleniyor. Muhafazakarlar futbolfobilerini nasıl aştılar? Ya da aştılar mı?

Futbolun son 30 senede gelişmesinin en önemli sebebi medya… Çünkü futbol maçları televizyonda veriliyor ve ailenin içine giriyor. Cemaatler de gençlerini kaptırmamak için gazetelerinde televizyonlarında futbola yer ayırıyorlar. Sonra bir bakıyorsun ki o gençler bütün mesaisini futbola ayırmışlar. Yani cemaatler ava giderken avlanıyorlar. Mesela Le Monde futbolla o kadar ilgilenmez, çünkü onun “yüksek” bir okuyucu var. Ama bizim sağ – muhafazakar gazetelerimiz o kadar ilgileniyor ki, haber sitelerinin sağ taraflarında altı – yedi haber sadece futbola ayrılmış. Ben bunu çok gerekli görmüyorum doğrusu…

Milli Gazete’ye spor sayfası ilk kez 1984’ten sonra, Fehmi Koru’nun genel yayın yönetmenliği döneminde eklenmiş. O dönem cami cemaati arasında homurdanmalara neden olmuş. Siz böyle bir şey hatırlıyor musunuz?

Evet hatırlıyorum. Çünkü o zaman beraber çıkardık, 1984’te… Doğru, çünkü gençlerimiz futbolla ilgileniyorlar. Bundan bigane kalamayız. Yapalım dediler.

Erdoğan’ın eski bir futbolcu olmasının etkisi var mı? Çünkü onun futbolculuğuna da babası şortun boyu yüzünden karşı çıkmış.

Yok ya, zannetmiyorum. Belki besleyici bir faktör oldu. O Fenerbahçeliydi. Devam etseydi, iyi de bir futbolcu olurdu. Fakat kısmet öyle değilmiş.

Siz onu izlediniz mi, futbolculuğunu biliyor musunuz?

Futbolculuğunu çok iyi biliyorum. Çünkü ben onu küçüklükten tanıyorum. Ama sahada izlemedim.

Haram mı, mekruh mu tartışmaları arasında “malayani” tespiti de çok yapılıyor.

Kuran’ın dediği ‘lehv ve laib’ şeyine girmediği müddetçe caiz ama ömrümüzün önemli bir kısmını alacaksa ben buna cevaz vermem. Çünkü biz başka bir amaçla yaratıldık. Bizi anlam ve amacımızdan koparıyorsa caiz değildir.

Kadri Mısıroğlu bir vaazında “Futbol Yahudi icadıdır. Yahudi’nin Avrupa dünyasına bir kazığıdır ki, Pazar günü kiliseye gitmesin de boş işle meşgul olsun” demiş. Devamında “Ama artık geçti, bunu Yahudi de önleyemez” diyor. Satır aralarında Müslüman da engelleyemez diyor sanki. Futbol dünyaya hükmetmek isteyen Siyonistlerin projesi mi? Büyük İsrail Projesi’ni kurmak isteyenler mi bize top oynattırıyor?

Katılmıyorum.
Bu İngiltere’de çıktı ortaya… İsrail’de de oynanıyor. Ama ikinci cümlesi doğru Yahudiler de futbolu önleyemezler. Her şeyi Yahudi’ye bağlamak hiç doğru bir şey değil.


Futbolun bir put olduğunu, dine dönüştüğünü, cami cemaatinin sayısını azalttığını söyleyenler de var. Böyle bir şey gözlemlediniz mi?

Öyle bir etkisi yok. Hatta biliyorsunuz, Naim hoca vardı Erzurum’da, o Erzurumspor maçlarına gidiyordu, cemaati de teşvik ediyordu.

Bir futbol taraftarının maç esnasında fazla heyecanlanması, bağırması, küfretmesi, tuttuğu takım gol attığında cenneti kazanmış gibi sevinmesi de kimine göre günah… O nedenle futbolseverlikle, taraftarlığı ayıran bir görüş de var. Buna göre futbol izlemek günah değil ama takım tutmak günah, çünkü bu fanatizm ilk aşamasıdır. Buna katılıyor musunuz?

Bu ilginç bir nokta… Burada iki unsur var. Birincisi rakip takım baskın çıktığında, gol attığında aşırı tepki gösteriyorlar, küfrediyorlar. O sövgüye katılmak günahtır. Çünkü orada fanatikleşiyor. İkincisi kendi takımında çok başarılı bir oyuncu var, fakat müslümanın dünya görüşüne aykırı şeyler söylüyor. Diyelim ki ben Fenerbahçe’yi tutuyorum ve Emre de benim takımımda oynayan bir futbolcu ama zaman zaman siyahilere yönelik ırkçı söylemler dile getiriyor. Şimdi ben adamımdır, söylemlerini hoş göreyim dediğim zaman haram bir iş yapmış oluyorum. Kardeşim dahi olsa bunun yanlış olduğunu söylemem lazım. Bunu yapmazsam, Emre gol attığında kalkıp alkışlarsam hataya düşmüş olurum.

Bazı hocalar endüstriyel futbol - amatör futbol ayrımı yapmışlar. Birine haram, öbürüne helal demişler, böyle bir ayrım yapılabilir mi?

O bir fetvaya girer, ben fetva veremem. Profesyonel futbola iyi gözle bakmıyorum, bunun bir musibet olduğunu düşünüyorum.

Özür dilerim, neye iyi gözle bakmıyorsunuz? Profesyonel futbola mı, endüstriyel futbola mı?

Endüstriyel futbolu profesyonel futboldan ayırt edemezsin. Bir şey amatör kaldığı müddetçe onun sınırlarını tayin etmek senin elinde ama profesyonel olduğunda piyasa kapitalizminin elinde  bir canavara dönüşüyor. Ben bununla ilgili çok çalışma yaptım, işin içinden çıkmak kolay değil. Yekten fıkhi açıdan futbol haramdır diyemezsin. Sufilerin güzel bir sözü var. Beslenmek için et yemek lazım. Et yemek için de hayvan kesmek lazım. Bu meşrudur. Ama sen kasap olma… Futbol izle ama futbolcu olma diyebilirim.

Bir hoca da cennette içki bile var; şarap olacak, kadın olacak ama futbol olmayacak demiş. Böyle bir şey söylenebilir mi?

Yok söylenemez. Çünkü ayet diyor ki “ve fîhâ mâ teştehîhi-l-enfusu” (Zuhruf 71), “yani nefislerin arzu ettiği her şey”… Eğer bir insan futbolu çok seviyorsa cennette de oynar.
Sadece dünyada bir şeyin yol açtığı zarar olmayacak. Yani içki içecek ama başı ağrımayacak. Mesela ben 35 sene sigara içtim, sonra kalp ameliyatı oldum, dört damar ameliyatı oldum, bıraktım. Sordular, cennete giderken ne istersin? Valla ilk istediğim şey sigara olacak herhalde… (Gülüşmeler)

Bir Müslüman futbolcunun ambleminde haç işareti bulunan bir kulübün formasını giymesi günah mıdır? Yahut o formada bir bahis şirketinin reklamı varsa?

Valla eğer haç ise kesinlikle giyemez. Kumar reklamı varsa da giyemez. İçki reklamı varsa da giyemez. Fakat haç konusunda efendimizin sabit emirleri var.

Cüppeli Ahmet Hoca diyor ki, gol sevincinde şükür secdesi yapmak doğru değil. Zira futbolcunun secdesini kabeye doğru yapması gerekir. Rastgele secde olmaz. Buna ne diyorsunuz?

Hacca gitmiştim, Arafat’tayız. Türk hacıları ne yapıyor, merak ettim.
Kimisi Kuran veya ilahi okuyor, kimisi namaz kılıyor. Bir baktım, bir kayanın arkasında iki kişi dua ediyorlar: Allah’ım bu sene Fenerbahçe şampiyon olsun. Muhteremler dedim, hac demek Arafat demektir, burada Fenerbahçe’ye mi dua ediyorsunuz? Başka bir yerde hanımla çay içiyoruz, maç seyreden Türk hacıları gördük. Futbolcu gol kaçırıyor, hacı ayağa kalkıp küfrediyor. Düşünebiliyor musun, ihramda! Ot koparmaması lazım orada ama ne küfürler! Şükür secdesine gelince, golden sonra yapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir gole secde olur mu?

Soracaklarım bitti ama merak ettim, en son ne zaman maç izlediniz, hatırlıyor musunuz?

En son 2016’da hapisteyken izledim. Koğuştaki arkadaşlar izliyordu. Bir Beşiktaş maçını izledim.

Çocuklarınız maç izliyor mu, onları ikaz ediyor musunuz?

O kadar meraklı değiller. Torunlarım da Galatasaraylı, onlar da meraklı değiller. Öyle olsalardı onları uyarırdım.

28 Mayıs 2020 Perşembe

Futbol ve İslam röportajları (1) - Edip Yüksel


Gazete Duvar için hazırladığım "Futbol oynamak günah mıdır ?" başlıklı dosya haber için beş isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla bir saatten fazla görüştüm, maalesef hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. 


https://www.gazeteduvar.com.tr/spor/2020/05/26/futbol-oynamak-gunah-midir/


80’lerde 90’larda futbol oynamanın haram olduğunu düşünenler vardı. Hz. Hüseyin’i Kerbala’da öldürenlerin onun kesik başıyla top oynadığını söylüyorlardı. Belki siz de duymuşsunuzdur.

O bitti, onların nesli tükendi artık…

Galiba hiçbir ilahiyatçı bu fikre katılmıyor. Bu bir hurafe midir? Eğer öyleyse bu düşüncenin, bu tutumun nedeni, kaynağı ne olabilir?

Ben “İlginç sorular” adlı kitabımda bu soruyu da değerlendirmiştim. Çünkü bir hayli soruluyordu. Ne zamandır işitmiyoruz ama bir zamanlar hayli yaygın bir itirazdı. Köylü toplumlar yeni bir şeyle karşılaştıklarında ona şüpheyle bakarlar. Bu şey hiç görmedikleri bir hayvan olabilir ya da yeni bir oyun - adet olabilir. O doğal refleks dinle ambalajlandığında, tehlikeli olmadığı anlaşıldıktan sonra bile söz konusu şeyi tehlikeli yapabiliyor. Şüphe tabu haline geliyor, sorgulanmıyor ve öyle devam ediyor. Mesela Muhammed peygamberden yıllar sonra Müslümanlar Şam’da iki –üç katlı binalarla karşılaştılar. Bunu gören çevresinde sevilen sayılan bir din adamıysa, sakalı uzunsa falan, bir de hadis rivayetleri yapmışsa, “kıyamet alametidir binalar yükselecek” diyor.

Futbol Batı oyunudur. Bizim halk güreş cirit falan biliyor. “Gavurlar”ın kendi oyunlarına rakip çıkarttıklarını görünce, çocuklarının futbol oynamasını engellemek için böyle bir hikaye uyduruyorlar. Bu tür uydurmaları iliklerine işlemiş figürlerle yaparlar. Örn. Peygamber Muhammed, Hasan, Hüseyin gibi… Suçluluk psikolojisini yaratıyorlar. Cahilce olsa da bu tepki anlaşılabilir. Toplumların kendi kültürlerini koruma refleksi normaldir. Bu refleks dogmalar üretilerek yapılıyor. Böylece çok uzun süre yaşayabiliyor.

Mısırlı ve İranlı arkadaşlara sordum, oralarda böyle bir şey yokmuş. Bu galiba bizim ülkemize özgü bir şey.

Bunun en çok İran’da olması lazım değil mi? Ama Türkiye’de cahilin teki uydurmuş işte. Başka türlü tepki gösterseler anlardım. İngilizlerin oyunlarına özenmeyi bırakın, bizim kendi oyunlarımız var deseler… Ama öyle deseler de doğru bulmazdım.

Bu söylenti eskisi kadar yaygın değil ama belki başka nedenlerle kafası karışık olanlar var. You Tube vaizlerin “futbol oynamak günah mı” sorusunu cevapladığı videolarla dolu… Öte yandan futbola ilgi son 20-30 yılda oldukça arttı, giderek artıyor. Hatta bazı cemaatlerde, vakıf – kurs vb. küçük gruplarda gençleri kaynaştırmak ve kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için halı saha turnuvaları düzenleniyor. Muhafazakarlar futbolfobilerini nasıl aştılar? Ya da aştılar mı?

Futbol kısa şortla oynandığı için diğer oyunlara nazaran daha fazla tepki gördü. Hem bir İngiliz oyunu, hem de uyduruk hadislere göre dizinin üstünü gösterirsen haram... Örneğin Müslümanlar İranlılarla karşılaştıklarında satrançla da tanıştılar. Baktılar ki oyunu bilmiyorlar, çünkü Arapların bir oyunu değil, hemen bir hadis uydurdular.  Neden, çünkü kültürel tepki gösteriyorlar. İbn-i falandan, Ebu falandan işittim ki, peygamberimiz satranç şeytanlıktır demiş; bunlar çok sorgulanmayan yalanlar…

Şort en çok altı çizilen husus… Uzun ve bol olmalı, avreti kapatmalı deniyor. Belki tayt bir çözüm olabilir ama o da bacağa yapışıyor ve hatları gösteriyor. Mesela İhsan Şenocak diyor ki, senin şortun uzun olsa da diğer oyunculardan birinin şortu kısaysa yine günaha girdin demektir…

Şenocak falan, bunlar çok basit, çok ilkel, bunu aşağılamak için söylemiyorum, fikirleri böyle bu arkadaşların… Bunlar ıvır zıvır, Kuran’ın hiç vurgulamadığı, hatta bahsetmediği konular. Bunun gibiler ciltlerce kitap yazmışlar. Bak şunu yaz istersen, Buhari’de kıç yıkamayla ilgili yüzlerce hadis var. Kaç taş kullanacaksın, sol el mi, sağ el mi? Tuvalete hangi ayakla giriyorsun, nasıl oturuyorsun? Kıçın yamuk oturman lazım... Çıktıktan sonra kırk adam yürüyeceksin, içine pamuk sokacaksın... Hocanın teki kadınlara ‘kaşlarınızı aldırıyorsunuz, cehenneme gideceksiniz’ diyor. Ama çocuğun derisini kanatarak sevaba giriyor. Allah’ım sen yanlış yarattın, biz keserek düzeltiyoruz çocuklarımızın pipilerini, diyor. Böylesine çelişkili saçma sapan şeyler. Bunlara hoca denmesi de büyük haksızlıktır. Afganistan’ı bu hale getirenler bunlar… Suudi Arabistan’da bunlar egemen… Şenocak’ın Cübbeli’nin uygulama fırsatı yok, o fırsatı bulduklarında taşla öldüreceklerdir. Bunları adam yerine koymanız doğrusu halka hizmet değil.

Halkımız bunlara itibar ediyor, biz de size sormak zorunda kalıyoruz.

Benden bu cevabı beklemiyordunuz di mi?

Siz açık sözlü bir insansınız, doğrusu bekliyordum.

Bu aslında Diyanet’in ilgilenmesi gereken bir konu… Ama Diyanet’in katkısı olmadığı gibi zararı var. İnsanların beyinlerini sabote ediyorsun ve sana beş bakanlıktan fazla bütçe veriliyor. Korkunç bir şey ya!

Cüppeli Ahmet Hoca da diyor ki, gol sevincinde şükür secdesi yapmak doğru değil. Zira futbolcunun secdesini Kabe’ye doğru yapması gerekir. Rastgele secde olmaz. Buna ne diyorsunuz?

Futbolcunun bir secdesi, Cüppeli’nin 10 secdesine bedeldir. O adam secdesini parayla satmıyor… Kabir azabından kurtaran kefen ya da kartonu kesip de ‘peygamber ayakkabısı’ diye satmıyor. Hem de 45 dolara satıyor ha! Kuran’dan cevap versen adamın umurunda değil ki. Ayet, nereye yönelseniz Allah oradadır, diyor. İnanılmaz bir şey ya!

Bazı hocaların, mesela aralarında İhsan Şenocak, Alparslan Kuytul falan da var, belki dahası da vardır, hepsini bilemiyorum, futbola net bir şekilde haram diyemezlerken satranca haram dediklerini görüyorum.

Çünkü hadisler uydurulduğu zaman satranç vardır. O hadisler en çok peygamberin ölümünden 200-300 yıl sonra uyduruldu. O zamanlar modaydı hadis uydurmak… Mesela adam köpeği sevmiyor, kendisini köpek ısırmış, kara köpekler şeytandır öldürünüz diyor. Adam kertenkeleden korkuyor. Bir kertenkele öldürmek şu kadar, iki kertenkele öldürmek şu kadar sevap diyor. Ya da adam kurbağasını satmak istiyor, üç derde devadır, şuna şuna şuna diyor. Öbürü abazandır, kadınlar kendisini sevmemiştir, “peygamber dedi ki cehennemin çoğunda kadınlar vardır” diyerek hadis uyduruyor. (Gülüyor)

O zamanlar satranç vardı ama futbol daha sonra uydurulduğu için yeni hadisler kolay kolay uydurulamıyor. Bu yüzden Hz. Hüseyin’in kafası falan demişler ama fazla da tutmamış. Bunların dinine göre resim de haramdır. Şort futbolcuya bir ateş kazandırıyorsa, bunların You Tube videoları milyon ateş kazandırıyor.

Futbol öyle bir şey ki, hiçbir hoca buna ne tam helaldir diyebiliyor, ne de haramdır diyebiliyor. Ekseriyeti “haram değildir ama” diyor ve bir takım sakıncalarını sıralıyor.

Futbol oynamak iyi bir şeydir, sevaptır. Futbol izlemek belki kötü bir şeydir, mekruhtur. Yeteneksizlik alametidir. (Gülüyor)

Bir futbol taraftarının maç esnasında fazla heyecanlanması, bağırması, küfretmesi, tuttuğu takım gol attığında cenneti kazanmış gibi sevinmesi de kimine göre günah… O nedenle futbolseverlikle taraftarlığı ayıran bir görüş de var. Buna göre futbol izlemek günah değil ama takım tutmak günah, çünkü bu fanatizm ilk aşaması… Bu fikre katılıyor musunuz? Takım tutmak haram mıdır?

Allah adına konuşacak halimiz yok ama bence takım tutmak cahillik ifadesidir. Ben hiçbir takımın aşırı taraftarı olamadım. Herhangi bir şey konusunda koyu taraftarlık iyi değil. İlkel, saçma sapan bir şey yani. Ben bir takımı tutuyorum, gol atıyor, bu sefer yenilen takımın gol atmasını istiyorum, maçın berabere bitmesini istiyorum, üzülüyorum. Ben yenilen takımı tutarım, keşke eşit bitse derim.

Haram mı, mekruh mu tartışmaları arasında “malayani” tespiti de çok yapılıyor. Bu yüzden ondan yüz çevrilmesi gerektiği söyleniyor.

Futbol hoş bir şey.. Dünyanın en güzel şeyi. Bunun bir estetiği var, mantığı var. Haftada bir iki kere izlersin. Bas bas bağırmayacaksın. Eğer bunun için arkadaşını üzüyorsan sen yeteneksiz bir geri zekalısın, başka bir şey değil. Politikasını konuşabilir miyiz biraz da?

Tabii tabii…

Aslında futbolla politik bir amaç da güdülüyor. Futbolcu ben apolitiğim diyebilir. Hayır, bu da politik bir tavırdır. Çünkü bu diktatör, hırsız politikacılara yarar. Futbol halkı pasifize etmek, enerjisini deşarj etmek, dikkatini farklı yöne çekmek için kullanılır. Bir vatandaşın haksızlıkları umursamaması bir sorumsuzluktur.  O eşek gibi çalışsın, vergi ödesin, bununla küçük bir kesim lüks hayat yaşasın… Bir de mesela Amerikan futbolunda milli propaganda yapılıyor. Stadyumlar halkın en çok toplandığı yerlerdir ve orada duygular egemendir. Orada bakarsın bayraklar sallanır, marşlar okunur, kahramanlık şarkıları söylenir. İşte bu savaş çığırtkanı politikacılar için iyi bir ortamdır. İnsanlar devlet için kurban olmayı daha çocuk yaşta orada öğrenirler. Bir çeşit dini ritüeldir. En büyük putlar bayraklardır. O bayrağı katlamanın bir usulü, adabı, sevabı vardır. Biri o bez parçasını yakarsa öldürmek istersin. Bu bayraklar insanları robotlaştırmaya yöneliktir. Ve futbol alanları da ulusal dinin mürit toplaması çok uygun yerlerdir.

Futbolun bir put olduğunu, dine dönüştüğünü, cami cemaatinin sayısını azalttığını söyleyenler de var. Böyle bir şey gözlemlediniz mi?

Keşke camiler bomboş olsa… Camiler, havralar, kiliseler dinleri iktidarlar için afyonlaştıran yerlerdir. Yani insanları kula kul yapan, peygamberleri abartan, belli menfaatler için kullanan yerlerdir. Futbol yoluyla o kadar endoktrinasyon yapılamıyor ama din devreye girdiği vakit insanlar akla ihanet etmeye başlıyorlar. Beyinlerine Truva atları giriyor ve sağlıklı düşünmeleri engelleniyor. Mutlu yaşayamıyorlar.

Futboldan çok din insanları uyutuyor diyorsunuz.

Bak bunu söyleyen kişi dünyada Kuran’ı iki dile çeviren kişidir. Hem Hristiyanlık, hem Yahudilik üzerine 30’dan fazla kitap yazmış birisidir. Hayatını buna vakfetmiş ve mürted ilan edilmiş birisi bunu söylüyor. Allaha’a inancında zerre kuşkusu olmayan birisi, çünkü Allah’ın var olduğunu biliyorum. Ama mevcut dinler hakka, adalete, barışa düşman dinlerdir. Amerikalı bir astrofizikçinin güzel bir sözüdür: İyi insanlar var, kötü insanlar var ama iyi bir insanı kötü yapmak için din lazım. Burada din kelimesini ‘dogma’ ile değiştireyim. Çünkü bir ara kominizm ve faşizm de insanları birer katile dönüştürdü.

Milli Gazete’ye spor sayfası ilk kez 1984’ten sonra, Fehmi Koru’nun genel yayın yönetmenliği döneminde eklenmiş. O dönem cami cemaati arasında homurdanmalara neden olmuş. Siz böyle bir şey hatırlıyor musunuz?

O zamanlar cezaevindeydim. O yılları iyi izleyemedim. Ama bunu hatırlıyorum, Milli Gazete’de futbol sayfası yoktu… Aslında Sızıntı dergisiyle başladı. Onlar ilk yıllarında fotoğrafı siyah bir çizgiyle öldürüyorlardı.

Futbolun içinde bahis var, yani bir tür kumar var, şike var, mafya var, kara para aklanıyor. Tüm bunların futbolu artık bir spor olmaktan çıkardığı vurgulanıyor. Bazı hocalar endüstriyel futbol - amatör futbol ayrımı yapmışlar. Birine haram, öbürüne helal demişler, böyle bir ayrım yapılabilir mi?

Evet kumar kötü bir şey ama o ayrı bir sorun. Bunu her şeyle yapabilirler. Yani biri onların ağzından çıkacak kelimeler üzerine bahse girse de hiç konuşmasalar (Gülüyor). Alper sen de bana acayip sorular soruyorsun. Nereden buluyorsun bu saçma soruları? (Gülüyor)

Valla You Tube’dan buldum hocam. 30’dan fazla vaaz videosu dinledim.

Futbolun ne çok şeyle alakası var değil mi?. Ekonomiyle, politikayla, kumarla, kılla, Kerbala’yla bile alakası var.

Bir hoca da cennette içki bile var; şarap olacak, kadın olacak ama futbol olmayacak demiş. Böyle bir şey söylenebilir mi?

Allah diyor ki onların her istediği şey olur, o kadar. Ben orada olacağım ve futbol oynayacağım inşallah.

Bir Müslüman futbolcunun ambleminde haç işareti bulunan bir kulübün formasını giymesi günah mıdır? Yahut o formada bir bahis şirketinin reklamı varsa?

Ben ona katılıyorum. Şaşıracaksın ama bence bir futbolcu öyle bir sembolü üzerinde taşımamalıdır. Haç uyduruk bir dinin sembolü, onun adına yıllarca kan döktüler zalimler. Tarih boyunca haçlı seferlerinin, hatta emperyalizmin kullandığı bir semboldür. Bana milyon dolar da verseler o formayı giymem. Kumar yoksul insanların umutlarını sömürüp zengin insanlara aktaran bir sifon... Piyango falan da korkunç bir şeydir. Yalnızca umut sömürüsü, haksız kazanç…  Ben böyle bir şeyin sembolünü giyinmem. O takımda oynamam ya da o sembolün - reklamın kapatılmasını isterim.

Kadri Mısıroğlu bir vaazında “Futbol Yahudi icadıdır. Yahudi’nin Avrupa dünyasına bir kazığıdır ki, Pazar günü kiliseye gitmesin de boş işle meşgul olsun” demiş. Devamında “ama artık geçti, bunu Yahudi de önleyemez” diyor. Satır aralarında Müslüman da engelleyemez diyor sanki. Mısıroğlu’nu kastetmiyorum, ondan bahsetmek istemiyorum ama futbol dünyaya hükmetmek isteyen Siyonistlerin projesi mi? Büyük İsrail Projesi’ni kurmak isteyenler mi bize top oynattırıyor?

Bunlar uyduruk şeylerdir. O adamı tanırım. Bir gün söylediğini öbür gün unutan biridir. “Karl Marx, Das Kapital’i cinlerden ilham alarak yazdı” diyen bir tipi ciddiye almıyorum, öldü gitti zaten…

Siz Tayyip Erdoğan’ı çok uzun yıllardır tanıyan birisiniz. Onun futbolculuğunu gördünüz mü? Birlikte top oynadınız mı?

Biz imam hatipteyken kısa şort giymezdik, eşofmanla oynardık. Tayyip de top oynuyordu ama o daha çok mehter takımındaydı. Uzun boylu olduğundan en baştaydı, çorbacıbaşıydı… Ben onunla top oynamadım, o benden birkaç yaş büyüktü, dengi değildim. O top yerine bana vururdu. O zaman da biraz miniktim. (Gülüyor) Oynamışsam da hatırlamıyorum. MTTB’de liseler arası şiir yarışmaları düzenlenirdi. Bir yarışmada Necip Fazıl da jurideydi. O yarışmada Tayyip birinci olmuştu. Şimdi de başımıza bela oldu.

Takım tutmadığınızı söylediniz. Sempati duyduğunuz bir takım veya futbolcu da yok mu?

Takım tutmayı beceremeyen bir adamım. (Gülüyor) Sadece bazı oyuncuları sevmişimdir. Beckenbauer, Maradona, Messi, bazen onların gollerine bakarım. İyi bir maç olursa izlerim. Türkiye ve ABD maçı olsa takım tutmam. Çocuklarım burada büyüdü, onlar ABD’yi tutabilirler. Mesela başka bir eyaletle maçı olsa sırf burada yaşadığım için neden Arizona’yı destekleyeyim ki? Takımlar birbirinin benzeri. Mesela bir takım ‘fair play’e aykırı davranıyorsa onu desteklemem.

Muhammed Salah’ı duydunuz mu? Çok ünlü bir Müslüman futbolcu…

Bana göre futbolcuların çoğu Müslümandır. Barışçı birisiyse, savaş çığırtkanı değilse, o kişi Müslümandır. Bir insan mümin olmasa bile, ateist olsa bile bence Müslüman olabilir. Bir ırkçı Müslüman olamaz. Ama futbolcuların çoğu barışçıdır. 

25 Mayıs 2020 Pazartesi

Futbol oynamak günah mıdır? - You Tube videoları

Gelenekçi müslüman vaizlerin futbolun haramlığına / helalliğine ilişkin You Tube'da paylaştıkları fetva videolarından bazıları şunlar:


Cüppeli Ahmet Hoca: Kişinin iyi Müslüman olduğunun işareti dünyasına ahretine yaramayan işlerini bırakmasıdır. (hadis) Anlayan anladı. Ama müstehcen neşriyatla, içki kumarla uğraşacağına futbol ehvendir.

https://www.youtube.com/watch?v=9hR9nsZrDNY

Cüppeli Ahmet Hoca futbola ayrılan zamanı eleştiriyor: Altındaki yorumlar:
Masonlar ve Yahudiler futbolu satın aldı.. İnsanları başka şeylerden şaşırtmak için…
Futbol kurallarını Masonlar ve Yahudiler kurmuş diyorlar, doğru mu? Futbol oynamak veya izlemek veya Playstation'da futbol oynamak günah veya mekruh mu?

https://www.youtube.com/watch?v=XG5uvUd6BrA

Cüppeli Ahmet Hoca: Gol sevincinde şükür secdesi yapmak doğru değil. Zira futbolcunun secdesini kabeye doğru yapması gerekir. Rastgele secde olmaz. Bahis şirketleriyle kulüpleri ilişkisi nedeniyle günahta yardımlaşma var. Caiz değildir.

https://www.youtube.com/watch?v=jqHxvha_F9g

Cüppeli Ahmet Hoca:
Caddeler boşalıyor, insanlar kahvelere toplanıyorlar, dünya yansa umurlarında değil… Saatlerce yorumlar, yorumlar… Ehl-i sünnete göre itikadın nedir? Amelinin durumu nedir? Yarın  bunun hesabını vereceksin…


https://www.youtube.com/watch?v=XG5uvUd6BrA

Nureddin Yıldız’a göre haram değil ama…

Bir şeyin haram olması ya Resulullah’ın haramdır demesi lazım ya da şeriatın kurallarından birine takılması lazım ama…


Zaruri işleri aksatmaya neden oluyorsa haramdır. Bahis oynanması veya avret açılması günahtır. Eğer ülkenin nasıl sömürüldüğü bununla unutturuluyorsa futboldan daha tehlikeli ne olabilir?


https://www.youtube.com/watch?v=uJm5DwcqYIg

Nureddin Yıldız
aynı şeyleri söylüyor


https://fetvameclisi.com/fetva-futbol-oynamak-ve-seyretmek-415.html


Nureddin Yıldız: Futbol bir ‘put’ oldu…. Ali Mekke’den Yemen’e kadar putları yıkmıştı. Şeytan bu putu içimize nasıl soktu? Hastanede ameliyat bekleyen insanlar da açın açın maç var diyorlar. Camilerde maç olduğu günlerde cemaat de azalıyor. Neredeyse damatlar düğünlerine gelmeyecekler.


https://www.youtube.com/watch?v=eBtl9eKyQxA


Halis hoca (Ebu Hanzala):
Futbol bugün tağutların insanları uyuttuğu bir hile…

Haramını helalini Allah bilir ama…

Diktatör Salazar’a nasıl yönettin diyorlar; kadın, futbol, bir de eğlence diyor. Bi başkası 100 binlik beşik yaptım, sallıyorum, yatıyorlar diyor. Beşikten kastettiği statlardır. İnsanlar vazifelerini unutuyorlar. Dünyaya hükmetmek isteyen Siyonistlerin toplantılarının derlendiği bir kitapta okumuştum. Diyorlar ki bizim İslami toplumları edebiyatla, sanatla, futbolla oyalamamız gerekir.


Yani tağut halk yolsuzluğu görmesin diyorsa top oynattırıyor. Yahudi büyük İsrail projesini kurmak istiyorsa top oynattırıyor. İnsanları dine davet ederken kendi hayatından tağutu çıkarmamışsan sende bir eksiklik vardır. Allah resulünün geldiği toplumda insanlar yaradılış gayesinden şiirle uzaklaştırılıyordu. Peygamber bütün müminleri o meclislerden kopardı. Şimdi ben de size desem ki, putperestler sizi futbolla uyutuyorlar. Allah boş işlerden nefret eder. Vallahi futbol boştur, onurlu izzetli bir adamın futboldan yüz çevirmesi gerekir. İçki bile cennette vardır, şarap vardır ama futbol yoktur.


Futbolcular Allah düşmanlarının kullandığı adamlardır. Kıyamet gününde bunun hesabını nasıl vereceksin? Kişinin avretini açması haramdır, öyle birine bakmak da haramdır.

https://www.youtube.com/watch?v=IHEKwy9MowM

Kadri Mısıroğlu:

Futbolun benim için hardal tanesi kadar önemi yoktur. Futbol işsiz, güçsüz, davasız, inançsız insanların işidir. Ulan bunun dünyaya ne yararı var, ahrete ne yararı var. Ulan bu Yahudi icadıdır. Benim çocukluğumda top yalnızca Pazar günü oynanırdı. Bu Yahudi’nin Avrupa dünyasına bir kazığıdır ki, Pazar günü kiliseye gitmesin de bu boş işle meşgul olsun. Artık geçti, bunu Yahudi de önleyemez. Sosyal adaletsizliğe bak, bu adam top oynuyor diye 10 milyon alıyor, 20 milyon alıyor. Bu milletin enerjisini, zamanını boşa harcamasıdır. Tüm insanlığın müşterek belasıdır.

https://www.youtube.com/watch?v=iDmqMWLRRwE

Alparslan Kuytul:Satranç caiz değildir. Harama yakın mekruhtur.

https://www.youtube.com/watch?v=uHpAu9I4NnE

Alparslan Kuytul: Devlet ligin oynanması kararını TFF’ye bırakıyor, camilerin açılması kararını Diyanet’e bırakmıyor. TFF’nin değeri Diyanet’ten daha fazla…

https://www.youtube.com/watch?v=48wVC2oRgRs

Furkan Vakfı’nda futbol

https://www.youtube.com/watch?v=Ysj9KjYOmLk

İhsan Şenocak: Allah rızası için yapılıyorsa helaldir, şortun kısaysa haramdır.

Spor yapmak Hz. Muhammed’in ve ashabının hayatında var. Kişi Allah rızasını isterse, güçlü bir bedenim olsun İslam’ı müdaafa edeyim derse sevap kazanır ama…
Eğer kıyafeti dizinin altındaysa helaldir ama ortamdaki diğerlerinin kıyafeti dizinin üstündeyse haram olur…

https://www.youtube.com/watch?v=I6K77vGr9PE

Soruyu soran: Gençlerin bir şeylerle zaman geçirmesi gerekiyor. Yoksa zihinleri bir yere kayabiliyor.

Mehmet Eyvaz: Bahis yoksa, şortun uzunsa haram değildir. Şortun hem uzun, hem de bol olması gerekiyor. Fanatizm olmamalı, çünkü Allah ve resulullah sevgisinin önüne geçiyor.

Yasin Ahmedoğlu: 1-2 halı saha maçları sabah namazına engel olmamalı.

https://www.youtube.com/watch?v=tq_Ngb7mk1w

Mesut Özdemir: Boş iştir. Ayrılıklara neden olur. Kardeş kavgasına neden olur.
“Hocam takım tutsak falan filan, çok takım tutan olduğu için o işlere girmeyeceğim”.

https://www.youtube.com/watch?v=eAI69L_Uspo

Mesut Özdemir:
2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda Fatih Terim'e sorulmuş. Milli futbolcular oruç tutacak mı? Terim biz onların yerine de tutarız demiş. Şu videodaki Mesut Özdemir hoca da Terim'in davranışını değerlendiriyor.

O maçların Fransa'nın hangi şehirlerinde oynanacağını soruyor. Lyon ve Marsilya cevabı veriliyor. Turnuvanın kaç gün süreceğini soruyor. 30 gün cevabı veriliyor. O zaman diyor ki, arada 300 km mesafe var. Bu uzun mesafe futbolcuları seferi yapar. Ama iki maç arasında 30 gün varsa, o kadar uzun süre seferi kalamazlar. Öyleyse 14 günde bir şehir değiştirsinler.

https://www.youtube.com/watch?v=Rg2m81XuYAw

Nihat Hatipoğlu: Neticede futbolcu da emek sarf ediyor. Şike yoksa, bahis yoksa, maç satmıyorsa günah değildir.

https://www.youtube.com/watch?v=YIPy919yocU

Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım: Futboldan para kazanmak helal değildir. Endüstri olarak değerlendiriliyor.

Allah mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin diyor. Batıl bir işse, yaptığınız şeyin insanlığa faydası yoksa buradan elde edilen kazanç helal değildir. Bunu dinleyicinin takdirine bırakıyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=sGp2dxvgZpw

İhramcızade İlim Yayma – Kerem Önder: Ramazanda oruç tutarım maddesini sözleşmene eklet. Şortlarım dizlerimin üzerinde olmayacak. İçkili kutlamalara katılmam. Ambleminde haç işareti varsa formanı giymem. Maç günü kazaya bırakabilirsin ama idmanlarda oruçlu olmalısın. Sana bu topçuluk sanatını Allah öğretti.

https://www.youtube.com/watch?v=JdgVSOh_vAE

Metin Saruhan: Mahrem yerlerin örtülmesi lazım. Örtmemenin vebali vardır.

https://www.youtube.com/watch?v=yurdjtvoZIo

Seyyid Muhammed Bütün: Futbol oynamak haram değildir ama…

Seni harama götürüyorsa, ki seni harama götürür... Mesela avret yerini kapatman gerekir. Kolasına, çekirdeğine bile oynansa, 1 lirasına bile oynansa kumardır, günahtır, bunun küçüğü büyüğü olmaz. Maç kazandığında cenneti kazanmış gibi sevinirsen, kaybettiğinde küfredersen kalp kırarsan de caiz değildir.

https://www.youtube.com/watch?v=zsL0ZuOyLgA

Fatih Kalender hocaefendi: Diz kapağı, endüstrileştiği için caiz değildir. Amatör futbol spor olarak değerlendirilebilir. Diğer mezheplerde Hanefiliğe göre genişlik vardır.

İnsanların şiddete yönelttiği için böyle bir sektörün içinde yer almak caiz değildir.

https://www.youtube.com/watch?v=07fAear0E5o

Muhammed Hüseyin:Her türlü spor helaldir. Yeter ki insana zarar verilmemiş olsun.

https://www.youtube.com/watch?v=q-cGBJKFy6M

Mehmet Akdemir: Bağımlılığa neden olur. Vakit öldürür. Maksat yoktur. Malayanidir. Dünyaya zararı çoktur. Kumara teşvik eder. Ancak amatör futbol kaynaştırmaya vesile olur, bu ayrı bir olay.

Allah'ın Resulu diyor ki, bir insanın ata binmesi, ok atması, yüzmesi, güreş, maksatsız da olsa boş meşgale olarak geçmiyor.


https://www.youtube.com/watch?v=ZXKRiiy0GPE

İhsan Şenocak: kendisinin uzun şort giymesi yetmez, rakibinin de uzun giymesi gerekir

https://www.youtube.com/watch?v=ZXKRiiy0GPE

Osman Ünlü: Sektörde haram var, o yüzden günahtır, temiz bir kazanç yolu değil.

https://www.youtube.com/watch?v=njTK3zKMNLM

Osman Ünlü
: Hüseyin meselesi… Hıristiyanlar başını kesmiş… Bu yalan bir kere… Oradaki savaş Hıristiyanlarla değildi. Küfeliler halife yapacağız dediler, ihanet ettiler. Malayani men edilmiştir. Ne faydası var? Güreş haram değildir ama mayoyla güreşmek değil…

https://www.youtube.com/watch?v=o23VSw-w-hY

Şeyh Abdullah Yolcu: Futbol kin ve nefrete neden olur. Diğer sporlar futbol gibi değil, burada fanatizm var takım tutmak caiz değil. (Guraba-Der / İlim Kültür ve Yardımlaşma Derneği)

Her dönemin bir musibeti oluyor. Bu dönemin musibeti de futbol dedikleridir.


Bangladeşli Şeyh Ali:
Namazdan alıkoyuyor. Ramazan’da maç vakitlerinde kimse teravihe gitmez.

Bugünkü haliyle futbolu benimsemek doğru değildir. Gerek ahlak bakımından, gerek tesettür bakımından… Yağlı güreş dine uygundur, minder sporu değildir. (Kanal 7)

Diğer:


5 Mayıs 2020 Salı

Futbolcu sendikası röportajları (7) - HDP PM üyesi ve eski futbolcu Barış Karabıyık


Gazete Duvar için 1 Mayıs'a özel hazırladığım dosyada sekiz isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla iki saatten fazla görüştüm, hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. Bu kez soruları ekleyemedim maalesef, burada sadece cevapları var...


Futbolcuların bir sınıf oluşturduklarını düşünmüyorum ama belki özellikle küçük bir futbolcu gurubunun yaşadığı lüks hayat düşünülünce, burjuva sınıfına dâhil oldukları düşünülebilir. Ancak Türkiye’de ne kadar bir burjuva sınıfı var o ayrı bir tartışma konusu.

Kulüp başkanları kendi yaşamları içinde “kapitalist” olabilirler belki ama futbol içinde kulüp başkanları doğrudan maddi çıkarlar elde etmek için yer almazlar. Daha çok Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre ilk dört basamağa sahip olmuşlar ve son basamak olarak “kendilerini tamamlamak” adına futbola para harcayan insanlardır.

Kulüp yöneticileri ve futbolcular arasında klasik boyutta bir emek – sermaye ilişkisi yoktur. Çünkü, arada çok güçlü ve belirleyici bir yapıya sahip olan taraftar vardır. Bir başkan ticari anlamda bir kulübün tüm hisselerine de sahip olsa, hiçbir başkan taraftara rağmen o kulübe tamamen sahip olamaz. Yönetici futbolcu arasındaki ilişkinin dozunu yönetimden daha çok taraftar belirler.

Kulüp ve futbolcu arasındaki sözleşme iki tarafın haklarını koruyan, arz - talep çerçevesinde oluşan bir anlaşmadır. Taraftar da hem bu sözleşmenin asıl talepçisi hem de bu sürecin asıl denetleyicisidir. Hukukun uygulanmasını savunmak ilkesel bir gerekliliktir. Dolayısıyla futbolcu çok para kazansa da sözleşmeden doğan hakkını alamıyorsa bu “amasız, fakatsız” bir mağduriyettir.

Nabzın 220-230 olduğu, tansiyonun zaman zaman 22’lere çıktığı, 50 bin kişinin önünde baskı altında üretken olmak zorunda kaldığın bir iş bu… O paralar öyle dışarıdan göründüğü kadar kolay kazanılmıyor… Ne var ki aynı emeği ortaya koyan diğer bir futbolcu ise o paraların yanından bile geçemiyor. Kendisine bir hayat kuramamış, yoksulluk içinde birçok futbolcu tanıdığım var.

Toplumsal olaylar karşısında, futbolcuların çok ciddi bir siyasal birikime ve gerektiğinde ezber temelli olmayan, gelecek kaygısı gözetmeden, tamamen insani temelde tavır koyabilme cesaretine ihtiyaçları var. İşte bu anlayışla kurulabilecek bir sendika sadece futbolcuların değil tüm spor branşlarının ihtiyaçlarına cevap verebilir. Eski bir sporcu olarak bunun düşüncesi bile doğrusu bana heyecan veriyor.

Ancak futbol ya da bir başka spor branşında sendikalaşmak için maalesef sadece sporcunun sendikal birikimine sahip olması ya da gelecek kaygılarından uzak barışçıl tepkiler ortaya koyabilme cesaretleri tek başına yeterli değil. Ne yazık ki sendika olmanın hakkını veren birkaç sendikayı tenzih etmek koşuluyla, son yıllarda Türkiye’de kurulan bir çok sendika, bazı siyasi partilerin birer alt örgütlenme etkinliği şeklini aldılar.

Şimdi futbolda ya da sporda sendikalaşma fikri bana ne kadar heyecan veriyorsa, bu sendikalaşma fikrinin futbol insanı olarak liyakatine her zaman inandığım ve teknik anlamda futbolun konuşulduğu her yerde futbol bilgisini sonuna kadar savunduğum ama ne yazık ki dünya görüşü olarak görüşlerini hiç benimsemediğim, UEFA kupasını Mehmet Ağar’ın kızına atfeden Fatih Terimden gelince, bir o kadar da endişeleniyorum.  Kurucularının Fatih Terim, Arda Turan, Burak Yılmaz ya da Rıdvan Dilmen vs. olduğu bir sendikanın batıda ya da doğuda alt liglerde mücadele eden sporcuların dertlerine ne kadar derman olacakları ya da onların dertlerine ne kadar hâkim oldukları konusunda ciddi şüphelerim var. Bahsettiğim bu isimler partili cumhurbaşkanlığı referandumunda “Büyük Türkiye(!)” için “evet” çağrısında bulunan videolar çekip, kampanyalar düzenliyordu. O Büyük Türkiye(!) bugün şu salgın döneminde bile şalterleri indirip vatandaşına 15 gün süreyle bakamayacak durumda. Ve ben aynı isimlerden bir kez bile bir özeleştiri duymadım. Bununla ilgili bir videoyla kendilerine çağrıda da bulunmuştum ama ne yazık ki tıpkı benim çağrımın göz ardı edildiği gibi Anadolu’daki sporcunun ihtiyaçlarının da bu akılla kurulacak bir sendika tarafından göz ardı edileceğine dair çok ciddi kaygılarım var. Mesela “amasız, fakatsız” Amedspor’un, Cizre’sporun oyuncularının ve teknik heyetlerinin yaşadığı sorunları böyle bir akılla kurulacak sendikanın çözmekten çok derinleştireceğini dair şüphelerim var. Bu sebeple sendika fikrinin anlam kazanabilmesi için bu fikrin ve oluşumun sporun tabanından gelmesi çok önemlidir. Bu bağlamda başta ben olmak üzere, futbolda her lig kademesini görmüş, demokrasi ve barıştan yana futbol insanlarının kendisini eleştirmesi ve bu sendika fikrine bizzat sahip çıkarak hayata geçirmesi gerekmektedir.

Peki bahsettiğim ikinci gurup akıl sendika kurarsa bir çok sorun çözülür mü? Açıkçası çözüm için bir irade ortaya çıkar ama gel gör ki iktidar yandaşı olmadığın sürece ne sendikanın ekonomik ayaklarının oluşması için bürokrasi aşılabilir ne de sendikaya üye olan sporcuların bu ülkede terörist ilan edilmeyeceklerine dair bir garanti verilebilir.

Elbette ilkesel olarak bu kaygılar futbolda ya da sporda sendikalaşmanın önüne geçmemeli ancak sadece tabela anlamında kurulacak bir sendikayla da bu alandaki boşluğun doldurulmasına da izin verilmemelidir.

Bugün ülke futbolunun her kademesinde Trabzonspor’lu eski futbolcular var. Milli takımların alt yapıları en az 10-15 senedir böyle. Peki, ne başarıları var bu arkadaşların? Kimse kusura bakmasın, bunlarla Fatih Terim de çalıştı. Bu ülke kaç milli takım teknik direktörü gördü ama o arkadaşlar hep orada. Kişilerde ısrarcılık veya liyakatten yoksun, tamamen yandaşlık ilişkisiyle oluşturulan hiçbir alandan istenen başarıyı almak mümkün değildir.

Sendikayla birlikte kazanılacak olan “tek tip profesyonellik sözleşmesinin” maddelerinde yapılacak değişiklikler, grev hakkı gibi konular –ki Diyarbakırspor’da oynadığım yıllarda arkadaşlarımla birlikte bir günlük bir grev kararı almış, uygulamış ve neticesini almıştık- çok değerlidir. Aynı zamanda sendikaların, kulüpleri tarafından mağdur edilen oyuncuları en azından bir süre desteklemek gibi bir misyonu da olmalıdır. Peki ama bütün bunların kaynağı nasıl oluşacak. Kulüpler en azından tek tip profesyonellik sözleşmesi kapsamında değişiklikleri ön gören bir toplu sözleşmeye imza atacak mı? Futbol Federasyonu, sendika üyelerinin aidat ödemeleri noktasında bir rol alacak mı? A sendikası ya da B sendikasına üye olan oyuncular federasyon ve kulüpler nezdinde bir ayrımcılığa uğrayacak mı?

Çok acı ama bu ülkenin bir spor insanı ve siyaset alanında mücadele eden bir bireyi olarak maalesef bu soruları sormak zorundayım. Bu bağlamda Türkiye’de tam anlamıyla işlev görecek bir futbolcu sendikasının oluşumunu veya devamlılığını zor görmekle birlikte bunun sendikalaşma önünde bir engel teşkil etmesine izin vermeden var gücümüzle sendika kurulmasının denenmesi taraftarıyım.

Tribündeki taraftar bilmez ama Anadolu takımlarında futbolcular, sözleşme imzalatırken masaya silah konmasından tutun maç esnasında kale arkasına gelerek kaleciye silah göstermeye; soyunma odasına maytap vb. patlayıcılar atmaktan tutun soba deliğinden kaynar su dökmeye; kullandığınız tuvaleti pislikle doldurmaktan tutun, soyunma odasının her yerine gaz yağı dökerek nefes alınmaz hale getirmeye; otobüsten inerken taşlanmaktan tutun çıkış tünelinde gözün karanlığa alışıncaya kadar dayak yiyerek sahaya ağzın burnun kan revan içinde çıkmaya kadar her şey yaşarlar.

Bunlar, kulüplerin ve taraftarların futbolcuya yaşattıkları. Bir de futbolcunun futbolcuya yaşattıkları vardır. Siz alacaklarınız için mücadele edersiniz A kulübünde bir kaptan çıkar toplantıda başkana methiyeler düzen bir şiir okur. Siz ikinci taksiti almanın mücadelesini verirsiniz sizi öne sürenler el altından 5. Taksiti alır. İşte o yüzden söylüyorum. Futbolcunun öncelikle siyasal ve sendikal bir birikime ihtiyacı var ve sendika kurulmadan önce futbolculara bu bilincin nasıl verileceğine dair bir kafa yorulması da gerekiyor.

Eren Derdiyok diye bir futbolcu oynadı Galatasaray’da. Kürt meselesinde geçmişte tavır aldığı bilinen bir futbolcu ve babası bildiğim kadarıyla eski bir sendikacı ama Türkiye’de çocukcağız hiç konuşmadı…

Ben Adanalıyım, Diyarbakırspor formasıyla 1993-1994 sezonunda Van’da taşlandım. Van’ın sosyolojisi, demografisi biraz daha farklıydı o yıllarda. Bir futbol takımıyız sonuçta. Binlerce taraftar bize “PKK dışarı” diye bağırıyordu. Mesele coğrafyanın kendisi değil, mesele coğrafyaya hâkim olan düşünce. Yani adın Amedspor olmuş ya da Diyarbakırspor olmuş, şehir Van olmuş ya da Bursa olmuş, bu çok önemli değil, mesele insanın kendisi, mesele eğitim, eğitim derken diplomanın derecesine bağlı bir eğitimden bahsetmiyorum, çoğulculuğun ve barışın yaşam bulduğu bir felsefi eğitimden bahsediyorum.

Aradığımız kapitalizm tam da alt yapı anlayışında mevcut… Süperliğe futbolcu veren kulüp sayısı birkaç tane… Eskiden şehir takımlarının yüzde 70’i yerel oyunculardan oluşurdu. Bugün futbolcu yetiştirme konusunda öne çıkan üç büyükler, Altınordu vb. Anadolu kulüpleri tamamen şirket mantığıyla yönetiliyor. Alt yapı yönetim modellerinde zerre kadar duygu yok. Geriye kalan Anadolu kulüplerinin de alt yapı geliştirecek ekonomileri yok. Büyük takımların kurduğu futbol okulları da kar amaçlı. Futbol okullarında çalıştım. O yüzden hâkim olduğum bir alan. Şu anki mevcut haliyle tabiri caizse hayal satıyorlar. Bu tip kulüpler, futbol okullarını daha çok alt yapılarını finanse etmek için kullanıyorlar. Heer yıl isim hakkı adı altında aldıkları oldukça yüksek senelik aidatlara ek olarak binlerce antrenman ekipmanları satarak ve yılda iki kez kamplar düzenleyerek milyonlarca liralık bir sektör oluşturuyorlar.

Amedspor gibi, bir spor kulübü olduğu kadar da bir felsefeye sahip bir kulüp, bölgede kuracağı futbol okulları ve okulları bağlayacağı bir futbol akademisiyle baştan beri bahsettiğimiz, demokrasi ve barış eksenli, gelecek kaygısını ötelemiş sporcular yetiştirme konusunda çok önemli bir görev alabilir ve almalıdır.

Messi, Ronaldo gibi dünya yıldızları, henüz bu kadar büyük ekonomilere sahip olmadan önce de Filistin gibi insani konularda gelecek kaygısı gözetmeden veya Yahudi lobisinden çekinmeden tavırlarını her zaman koyabilmişlerdir. Bahsettiğim böyle bir anlayışla yetişen sporcuların kuracağı bir sendika hayal etmek güzel değil mi?

Bosman bence bir devrim… Bosman kurallarından önce futbolcular alınıp satılan birer maldı.  O kurallar 95-96 sezonunda getirilseydi, o sezon kazanacağım parayla ömür boyu aileme bakabilirdim. Sadece benim üzerimden 1’e 300 kazanan kulüpler oldu.

Bosman benim gözümde bir kahraman, insan hakları açısında çok önemli bir şey yaptı. Futbolculara çok önemli haklar kazandırdı ama bu olurken kulüpler de bir şey kaybetmedi. Sadece profesyonellik sözleşme anlayışı değişti o kadar.
Eskiden futbolcunun görünürlüğü azdı. Bu da başkanların eline fazladan bir güç veriyordu. Mesela benim oynadığım dönemde bir kulüp başkanı otelinin ikinci katından bir oyuncuyu aşağı attı ve bir diğerinin burnunu kırdı. Bu tip başkanlar hala var ama artık onların karşısında sosyal medya denen çok güçlü bir aygıt var. Sosyal medya belki de tarihin en önemli icadı diye düşünüyorum.

Anadolu kulüplerinin maçları yayınlanmak suretiyle ekonomik olarak güçlenebilir ama yayın dediğin şey arz ve talep ilişkisiyle doğrudan bağlantılı. Maçın izlenmesine talep olacak ki yayıncı kuruluş bu maçı izletsin ve kulüp gelir elde etsin. Alt liglerdeki takımların sürekli gelir elde etmelerinin yolu açılmadıkça kaliteli oyuncular çıkarmak hayalden öteye geçmez.

Futbolcu sendikası röportajları (6) - Doç. Muazzez Şaşmaz Ataçocuğu


Gazete Duvar için 1 Mayıs'a özel hazırladığım dosyada sekiz isimden görüş almıştım. Bunlardan bazılarıyla iki saatten fazla görüştüm, hepsine haberde yer veremedim. Deşifrelerin tam halini paylaşıyorum. Bu kez soruları ekleyemedim maalesef, burada sadece cevapları var...

https://www.gazeteduvar.com.tr/spor/2020/05/01/futbolcu-somuruluyor-dovuluyor-oy-hakki-da-yok/


90 kuşağı farklı bir futbolun içine doğduk. Tsubasa’larla büyüdük. Bugünün futbolcularında psikoloji farklı... Alt liglerden üst liglere yükselenlerin psikolojileri farklı…

Metin Kurt'la tanıştım. Onunkisi hakiki bir hak arayışıydı. Gerçek bir dayanışmayı sağlamaya çalışıyordu. Dünya görüşü nedeniyle çok şeyi elinin tersiyle itmiş bir adamdı. Yine de yapmak istediğini belli ölçüde yaptı.

Fatih Terim iyi ki bağırdı, haksız da değildi. O yüzden güçlü ya… Sadece futbol adamlığından bahsetmiyoruz. Empati kurabilen, futbolcusuna sahip çıkabilen biri…

Futbolcular sendika konusunda konuşamıyorlar. Farkında değiller ki konuşsunlar.
Sosyal medya araçları onlara daha rahat konuşma imkanı verdi ve daha bilinçli futbolcular görüyoruz ama sendikadan haberdar değiller. Sendika onlar için ürkütücü bir kavram. Spor camiasının içindekiler de bilmiyorlar. Ne yapacaklarını da bilmiyorlar. Çabalar küçük çaplı eylemle olarak kalıyor. Çünkü yukarıdan destekleri yok. Lidere, yönteme ihtiyaç var...

Taşın altına elini sokması gereken insanlar ya gerekliliğini anlamıyorlar ya da gönülden ilgilenmiyorlar. Güçlü futbolcular ve antrenörler aşağıdakilere el uzatmalı, aşağıdakiler yukarıya uzanamazlar, çünkü onlar günü kurtarmanın çabasında… Emekleri sınırlandıran bir sürü talimat maddesi var. Yukarıdan destek lazım.

Spor Emek Sen’in 2020 Ocak ayına göre 29 üyesi var. Bir ara 11’e düşmüştü.
Bazı sektörlerde sendikalar güçlüdür ama sporda sendikacılığın bunun çok gerisindeyiz. Futbol-Sen uzun zamandır yok, ne yapıyolar bilmiyorum, TÜİK verilerinde görünmüyor.

Alt liglerde düşük paralara oynayanlar da var, çok kazananlar da var, onun verdiği özgüvenle konuşanlar var. Eskiden böyle değildi transfer daha zordu. Daha farklı başkan tipleri vardı. Alt liglerde farklı başkan tipleri görüyoruz. 80 sonrası doğumlu genç ve okulu başkanlar var. Nesil farkının getirdiği şeyler var.

Alt liglerde sözleşmeye en düşük ücret olarak asgari ücreti yazıyorlar. Ama gerçekte futbolcular asgari ücretle çalışmıyorlar. Sözlü olarak anlaşılan bedel yansımıyor çoğunlukla. Alt liglerde istihdam açısından rekabet çok daha fazla. Sözleşmeler kulüplerin isteklerine göre şekilleniyor.

Son 10 yılda profiller değişti. 10 yıl önce sendikadan bahsedemezdik. İyi kötü bir şeyler değişiyor, sonuç veriyor ama çok yavaş. Kulüplerde kökleşmiş insanlar gidiyor, yenileri geliyor.

Futbolcu kaçırmalarını hatırlarsınız. Tarık Daşgün örneği vardır. Bir anda şöhretli olup alt liglere düşenler var, sendika onlara da ihtiyaç... Milyon dolarlar kazananların da farklı farklı konularda birliğe ihtiyaçları var. Sınıfdaşlık bilinci gerekiyor. Fenerbahçe otobüsünü kurşunlanması olayı mesela… Bu bir daha yaşanmayacak diye bir şey yok.

Alt liglerde bıçaklı, silahlı olaylar da yaşanıyor.
Orada olanları medya duymuyor, duysa da haber değeri olmadığı için vermiyor.

Amatör ligler istihdam alanı haline gelirken sorunlar doğdu. Orada da kayıtdışı ekonomi var. BAL 3. Lig ayarında. Amatör ama yaş sınırlaması var. Amatör ama profesyonel liglerdeki gibi kurallarla düzenlenmiş.

2016’da genişletildi. Alt liglerden kaç oyuncu milli takımlara yetişti, sayıya bakmak lazım. Kontenjan değişimi bence amaca ulaşmadı. Yaş sınırı çok kişiyi mağdur etti.

Dünyada emeğin özgürleştiği bir dönemde burada sınırlama getiriliyor. Bırakın madem serbest piyasa ekonomisi içinde bu, herkesin yeteneğiyle ayrılsın. Kontenjana takılan futbolculardan bazıları işsiz kaldı, bazıları devam etmek için düşük ücretlere razı olmak zorunda kaldılar. Sendika olmadığı için o süreçte futbolcular söz haklarını kullanamadılar.

Evet büyük futbolcular büyük paralar kazanıyorlar. Ama büyük kulüplerin de büyük eziyeti var. Çok para kazananlara kızıyorsunuz ama aşağıyı da dinlemiyorsunuz ki.  

Avrupa’da sendikalar psikolojik destekten tutun da, kariyeri sonrası iş hayatına, eğitimine kadar, hukuki desteğe kadar bir çok konuda futbolcuların yanında…

Normalde sendikaların böyle misyonları yoktur ama bu kadar özgün bir sektörden bahsediyoruz. Bu sektörde bazı gereklilikler var. Psikoloji de bunun içinde…

Kısa dönemde şaşalı bir hayat yaşasalar da bir gün biteceğini biliyorlar. Etrafında kariyerini yönlendirecek kimseyi bulamadığından harcanmış, başkanlarının transfer politikası nedeniyle kariyeri engellenmiş futbolcular var.

Bu toplumun yapısına bütüncül bakacak insanlar lazım. Futbolumuz da kültürün bir ürünü. Burada sosyologa da ihtyaç var. Çalışma ekonomisi uzmanlarına da ihtiyaç var. Düzene dair şeylerin sorgulanması gerekiyor.